# Elokis ## İtiraflar – Kanae Minato https://elokis.com/itiraflar-kanae-minato — 2018-06-14 **İtiraflar** Kanae Minato’nun 2008’de yazdığı ilk romanı. Daha sonrasında polisiye türünde ün salmış bir yazarın çok satanlar listesine oturan ilk kitabı. **İtiraflar** 191 sayfadan oluşuyor. İlk baskısı ve 2016’da Doğan Kitap’tan çıkmış. Japonca yerine İngilizce’den çevrilmiş olması ise biraz üzücü. Japonca çeviri yapan isimlerin daha ziyade Haruki Murakami çevirileriyle meşgul olmalarından kaynaklanıyor olabilir. **İtiraflar**’da annesi tarafından terkedilen bir gencin tekrar ilgi ve sevgi görebilmek adına dikkat çekmek için yaptığı şeyler anlatılıyor. Şuu’nun akademisyen ve son derece başarılı; ancak nedense bir esnafla evlenmiş annesi hayatından mutsuz. Çocuğuna masal anlatmak yerine bile elektrik devrelerinden bahsediyor mesela. İlerleyen dönemlerde ise akademi hayatından çıkmasından bütün suçunu çocuğuna yükleyip sürekli şiddet uyguluyor. Şuu ise bu durumdan bir kez olsun şikayetçi olmuyor. Bir noktada babası bunu fark ediyor, boşanma, anneye uzaklaştırma süreçlerinden sonra baba tekrar evleniyor; ancak Şuu’nun aklı zekasını aldığını annesinde kalıyor hep. Annesi gitmeden önce ona bir daha aratuıp sormayacağını; ama başına bir şey gelirse mutlaka geleceğini söylediği için, Şuu annesinin takdir edeceği bir şeyle, zekasıyla annesinin dikkatini çekmek için çabalamaya başlıyor. Açmaya yeltenince elektrik şok veren bir cüzdan yapıp bunu okuldaki fen bilgisi öğretmenine gösteriyor. Öğretmeni Şuu’nun bu icadını ne amaçla yaptığını sorguluyor doğal olarak. İstediği ilgiyi göstermiyor. Bunun üzerine Şuu bu projesini geliştirerek bilim yarışmasına katılıyor. Gayet başarılı olup ödül de alıyor, ki hemen sonrasında bir vahşet olayı gazeteleri doldurmaya başlayıp insanlar yatıp kalkıp bu olaydan bahseder hale gelince Şuu’nun başarısı gölgede kalıyor. İstediği ilgiyi görmek için birini öldürmesi gerektiği inancına kapılan Şuu kendine şahit olması için bir sınıf arkadaşı Naoki’yi seçiyor. Naoki de evde annesinden gördüğü ‘prens’ imajının aksine dışarıda hiçbir konuda o derece başarılı olamadığı için mutsuzluk yaşayan, aslında çevresiyle ilişki kuramamış, biraz yitik bir tip. Öğretmenin kendisini yeterince taktir etmediğini, sorun yaşadığında kendisini yalnız bıraktığını düşündüğü için öğretmeninden hoşlanmıyor. Hoş hoşlandığı aman aman hiçbir şey yok ya. :D Neyse sonuçta Şuu icadını deneme amacıyla birini seçmesini istediğinde önce öğretmenlerini söylüyor, Şuu’nun olumsuz tepkisinden sonra yine öğretmenine zarar vermek amacıyla onun küçük kızını öneriyor. Planlar yapılıyor, uygulama günü gelip çattığında da işler oldukça iyi gidiyor. Kız mekanizmanın saklı olduğu çikolata kesesini açmak istediği anda çarpılarak yere düşüyor. Aslında bilincini kaybeden kızı Şuu başarıp öldürdüğünü düşünüyor. Naoki’ye gidip herkese anlatmasını, onu kullandığını söyleyip olay yerinden ayrılıyor. Naoki ise Şuu’nun da kendisine aynı şekilde davranmasının getirdiği hayal kırıklığı, intikam alma isteği ve panikle önce kıza boğulmuş izlenimi vermek için onu havuza atmaya karar veriyor. Kesinlikle öldüğünü düşündüğü kız son anda gözünü açsa da bu noktada intikam alma isteği ağır basarak kızı yine de suya bırakıyor. Kız ölü bulunuyor. Öğretmen izleri sürerek olanları tahmin ediyor. Şuu ve Naoki’yle konuşuyor. Şuu hemen kabul ediyor tabii ki. Naoki’nin annesi her zamanki gibi oğluna toz konduramıyor ve öğretmeni suçluyor. Naoki ise sessiz kalıyor. Öğretmen dönemin son günü emekliye ayrılacağını söyledikten sonra kızının ölüm hikayesini anlatıp “Bu sınıftan iki kişi öldürdü kızımı, anne olarak onları öldürmek istiyorum, öğretmen olarak onları korumak istiyorum. Polise şikayet etmeyeceğim; ama onların sütlerine kızımın AIDS olan babasının kanından karıştırdım.” diyor. İş bambaşka bir boyuta taşınıyor tabi. Verdiği ipuçlarıyla bu iki kişinin kimler olduklarını herkes hemen anlıyor zaten. Tatil sonrası Şuu okula gitmeye devam ediyor. Naoki ise kendini eve kapatıyor. Olaylar öyle bir boyut kazanıyor ki sonunda Naoki annesini öldürüyor, Şuu önce sınıf başkanını öldürüyor, sonra mezuniyet töreninde patlatmak üzere bir bomba yapıp sahnenin altına saklıyor. Öğretmeni önceden durumu anlayıp bombayı alıyor, Şuu’nun annesinin olduğu üniversiteye yerleştiriyor. Şuu bombayı patlatarak annesini öldürmüş oluyor. Bu dünyada değer verdiği tek varlığı kendi elleriyle öldürmüş oluyor yani. Bu olay farklı kişilerin bakış açısı ve ağzından, minik minik; ama can alıcı bilgilerle zenginleşerek anlatılıyor **İtiraflar**’da. Ebeveynlerin çocuklarının hayatında ne kadar önemli bir etkiye sahip olduğu, öğretmenlerin bunun devamı olduğu, eğitim sistemi ve öğretmenin davranışlarının bir çocuğu kazanıp kazanmama noktasında ne kadar da etkili olduğunu anlatıyor aynı zamanda da. Türü polisiye geçiyor ve kitaba sürükleyicilik kazandırıyor olsa da, aynı zamanda eğitim konusunda etraflıca düşünmesini sağlıyor okurun. İyi okumalar... ## Ben Neyim? Kişiler ve İnsanlar Üzerine Bir Çalışma – Itır Erhart https://elokis.com/ben-neyim-kisiler-ve-insanlar-uzerine-bir-calisma-itir-erhart — 2018-06-14 **Ben Neyim**, kitap fuarında görüp aldığım ve maalesef bir süredir rafta bekleyen kitaplarımdandı. Sonunda okuyabildim. Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi’nden çıkan kitap 176 sayfa. Benim aldığım 2. baskısı. Itır Erhart kendi anneannesi üzerinden yaptığı tez çalışmasını kitaplaştırmış ve ortaya bu kitap çıkmış. **Ben Neyim** kişi ve insan kavramlarını tür olarak sorguluyor. Psikolojik Yaklaşım’ın ve Animalizm’in eksik gördüğü yanlarını tartışıp sorunlardan arınmış kendi Animalizm versiyonunu oluşturuyor. İnsan hangi noktada veya hangi noktaya kadar kişidir? Alzheimer olsak, bitkisel hayata girsek, beynimiz başka birine nakledilse biz hala biz olmaya devam eder miyiz yoksa etmez miyiz? Bunlar **Ben Neyim**’de sorulan ve cevaplanmaya çalışılan sorulardan bazıları. Arka kapak yazısını okuduğumda ilgimi çeken kitabın bu denli akademik olduğunu düşünmemiştim açıkçası, bu anlamda aslında alırken beklediğim gibi çıkmadı; ancak farklı şeyler okumayı sevdiğim için ilginç gelmedi değil. ## Kötü Alışkanlıklara İyi Öneriler – Şermin Çarkacı https://elokis.com/kotu-aliskanliklara-iyi-oneriler-sermin-carkaci — 2018-06-14 **Kötü Alışkanlıklara İyi Öneriler** yine bir Şermin Hanım klasiği. Harika üslubuyla güldürürken çözümler sunuyor. Elma Yayınları’ndan çıkan kitap 96 sayfa. Bendeki 3. baskısı. Şermin Hanım’ın üslubunu gerçekten çok beğeniyorum. Yine kendi deneyimleri üzerinden gidip kendi çocuklarında yaşadığı kötü alışkanlıklara kendi kullandığı yöntemleri sunuyor. Başta da belirttiği gibi kitapta bahsedilenden daha fazla kötü alışkanlık var tabii ki; ama deneyimlemediği şeyleri paylaşmak istememiş. Bunlara kötü alışkanlık diyenlerin de bizler olduğumuzu, aslında kötü alışkanlık olarak görmediğini, çocuklar için olağan olarak düşünülmesi gerektiğini de eklemiş. Her alışkanlık için nihayetinde bu alışkanlıkla ilgili nihayetinde bırakmış olan çocuğun ağzından bir yazı ile bir hikaye bulunuyor **Kötü Alışkanlıklara İyi Öneriler**'de. Bu hikayeler de çocuklarımıza okuyalım ve bahsi geçen kötü alışkanlıktan kurtulsunlar diye özellikle yazılmış hikayeler. Hepsi çok sevimli bence. ## Bebek Liderliğinde Beslenme BLW – Esra Tenekecioğlu, Nergiz Akbıyık Tezcan, Zeynep Erişen Şakar, Kevser Yılmaz, Melek Karaca Alpek, Vildan Özdursun, Nil Nurlu Deniz, Saniye Ayra https://elokis.com/bebek-liderliginde-beslenme-blw — 2018-06-14 **Bebek Liderliğinde Beslenme BLW** BLW Türkiye grubunun çıkardığı bir kitap. Pupa Yayınları’ndan çıkan kitabın 5. baskısı, 299 sayfadan oluşuyor. Büyük fontlu, okuması rahat bir kitap. İnsan bebeği olunca bu gibi şeylere daha çok dikkat ediyormuş. **Bebek Liderliğinde Beslenme BLW** sevgili arkadaşım Özlem’in bebeğim olduğu zaman beni üye yaptığı gruplardan birinden öğrendiğim bir ek gıdaya geçiş yöntemi. İlk başta “Bu ne ola ki?” dedim tabii ki; ama zaten gruba üye olabilmek için de temel bilgiye sahip olmak gerektiği için yaptığım hızlı araştırma bile hemen ısınmama neden oldu. Gruba dahil olunca daha zamanı var düşüncesiyle biraz uzaktan uzaktan takip etmeye başladım yazılanları. 6. aya yaklaşırken, daha ziyade bebeğimin alerji durumundan dolayı bir panik ve erteleme durumu başladı. Tam bu noktada diyorum ki keşke kitabı biraz daha öncesinde okusaymışım. Melek Hanım’ın deneyimi gerçekten çok cesaret verdi. :) **Bebek Liderliğinde Beslenme BLW**bu ekibin nasıl tanıştığı ve BLW Türkiye Grubu’nu nasıl kurduğunu anlatarak başlıyor. 2. bölümde ise BLW yöntemini anlatıyor. Nedir, ne değildir, nasıl yapılır gibi... 3\. bölüm günlüklere ayrılmış. Yukarıda adını gördüğünüz anneler kendi bebekleriyle olan deneyimlerinden bahsediyor. Bu yöntemi uygulamak isteyen, tereddüt eden veya etmeyen herkesin okumasını kesinlikle tavsiye ederim. Alerji konusu hariç hiç tereddütsüz olduğumu düşünen bana bile çok iyi geldi. Bilmediğimiz ve etrafımızda da görmediğimiz bir şey olduğu için, bir de en önemlisi işin içinde çocuğumuz olduğu için panikliyoruz ister istemez sanırım. Ya yanlış yaparsam korkusu sarıyor sinsice ve açıktan. İşte bu günlükler bu korkuyu alıp götürüyor bence. 4\. bölümde grupta sıkça sorulan sorulara cevaplar verilmiş. 5. bölümde tablolar var. Tabloların kitap sayfasına sığması zor olmuş, renklendirme kısımları koyu kalmış ve çok başarılı olduklarını söyleyemem. Biraz zorlayabiliyor. Onun için de gruba dönebiliyorsunuz her zaman. :) 5. bölümde de grup grup tarifler yer alıyor. BLW ilk okuduğum anda kafama yatmıştı. Olur olmaz mı diye hiç etmedim aslında. Sadece nelere olduğunu belirleme konusunda sıkıntı yaşadığım alerjiyi sorun ediyordum. Onun da üstesinden geliniyormuş. Daha ilk tadım günlerinde olmamıza rağmen bebeğim önüne koyduğum haşlanmış sebzelerle ilgilenirken (bazen yemeye çalışma, bazen ısırıp geri çıkarma, bazen sadece oynama şeklinde) ben de rahat rahat kahvaltımı yapabiliyorum. Üstüne keyif çayımı dahi içiyorum daha ne olsun. :D Teşekkürler Özlem. Herkes bu harika yöntemle tanışsın, herkes günlükleri okusun ve kesinlikle cesareti kırılmasın. Bu BLW bir harika dostum! ## Nerawareta Gakuen - Psychic School Wars https://elokis.com/nerawareta-gakuen-psychic-school-wars — 2018-06-14 Nerawareta Gakuen aslen Taku Mayumura’nın 1973’te yazdığı bir bilimkurgu romanı. 1977, 1982, 1987 ve 1997’de 4 kez TV dizisi yapılıyor. 1981 ve 1997’de iki kez de gerçek oyuncularla sinema filmi çekiliyor. 2012-2013 yılları arasında mangası da yayınlanan Nerawareta Gakuen’in konumuz olan 106 dakikalık anime filmi ise 2012’de Ryousuke Nakamura yönetmenliğinde çekilmiş. Bu haliyle Nerawareta Gakuen Makoto Shinkai’ın eserlerine benzetiliyor. **Nerawareta Gakuen**’in başında kişileri takip etmekte biraz zorlandığımı belirtmem gerek. Belki de çok fazla hareketli olmalarının da etkisi vardır bunda bilemiyorum. Çok hareketli olmaktan kastımı da izleyince anlayacaksınız bence. Konuşurken bir sürekli salınan, gerçekten yerinde duramayan karakterler. Rahatsızlık seviyesinde dikkat çekiyor bence. **Nerawareta Gakuen**’in konusuna gelecek olursak, Kenji ve Natsuki komşu çocukları, aynı okul, aynı sınıf öğrencileri. Harukawa da aynı okulda ve Natsuki’nin yakın arkadaşı. Kenji’nin platonik aşkı. Bir gün Ryouichi Kyougoku isimli bir öğrenci katılıyor aralarına. Kyougoku uzaylı vari bir imaj sergiliyor başlarda. Sonra öğreniyoruz ki Kyougoku gelecekten gelmiş biri. İnsanoğlunun dünyayı kötü kullanması sonucu dünyanın yaşanılamayacak bir yer haline geldiği gelecekten gelmiş. Ayda yaşıyorlar ve dünyadan kurtulabilmiş çok fazla insan da yok. Görevi ise psişik güçleri olan insanları bularak ya aşırı teknoloji kullanımıyla dünyanın sınıra gelmesine engel olmak, bunu başaramazsa da o insanları kendisiyle birlikte aya götürmek. Yalnız bu zaman yolculuğunun, kendi zamanında yaşamamanın belirli bir süresi var. Süre dolmadan dönmek zorunda, dönemezse yok olacak. Hemen işe koyulan Ryougoku psişik güçleri olan öğrencileri bulmaya başlıyor. Harukawa ve Natsuki sınavdan geçememekle birlikte bir şeylerin de yanlış olduğu düşüncesi içindeler. Kenji ise hep kendisinin psişik güçleri olmasını istemiş; ama olmadığı, hatta baya aptal konusunda kendini inandırmış olmakla birlikte Ryougoku ona özel güçleri olduğunu söylüyor. İlerledikçe görüyoruz ki gerçekten özel güçleri var, öyle ki Ryougoku’nun planlarını bozabilecek seviyede. Nedense mühürlenmiş olan bu güçlerini dedesi artık kendisinin karar verebileceğini düşündüğü için çözüyor. Ryougoku’ya kendisine engel olan Kenji’yi son anda yanında götürmeye çalışsa da bunda da başarılı olamıyor; ancak yok olmadan Kenji onu kendisi götürmeyi teklif ediyor. Natsuki’ye beklemesini söyledikten sonra kendi kendine, bir şeyin yardımına ihtiyaç duymadan zaman yolculuğu yapan Kenji gider gitmez Natsuki kimi beklemesi gerektiğini dahi unutuyor. O zamanda var olmadığın zaman seninle ilgili hatıralar siliniyormuş yani. Bir süre sonra Kenji geri dönüyor. Yanında aynı Kyougoku’nun geldiği zaman olduğu gibi bir kum saatiyle. Natsuki’yi buluyor ve iş çözülmüş gibi görünüyor. Gelelim soru işaretlerine. Kenji geri dönen biri gibi değil, bambaşka biri gibi, Kyougoku geldiği zamandaki gibi algılanıyor. Yanında taşıdığı kum saati de cabası. Bir kez gitti diye gelecekteki zamana mı ait oldu yani? Kum saatindeki süre dolmadan geri gitmesi mi gerekecek? Bu gibi soru işaretleri oluşturarak bitti gitti. Distopik çağrışımlar yapsa da gelecekteki insanların Ay’daki hayatlarıyla ilgili pek bir bilgi verilmiyor. Ay’dan bir sahne zaten yok. Sadece mevsimleri dahi olmadan yaşadıklarını biliyoruz. Bir de dede ile Kyougoku’nun bahsettiği, bu vakitten o vakte gitmiş bir kadından bahsediliyor ki kim olduğunu ben tam çözemedim. Beklenmedik şekilde Kyougoku Dünya’yı aslında gitmek veya kaybetmek istemediği harika bir yer olarak görüp üstüne bir de Harukawa’ya aşık oluyor ki evlere şenlik. Sonuç; teknolojiyi dengeli kullanın, dünyanın ağzına sıçmayın. :) Açılış Müziği: Supercell’den [Giniro Hikousen](https://www.youtube.com/watch?v=VF7NpKfiZuI) Kapanış Müziği: [Mayu Watanabe’den Sayonara no Hashi](https://www.youtube.com/watch?v=2mahLnY8iJE) ## Noir https://elokis.com/noir — 2018-06-14 **Noir** 2001 yılında yayınlanmış, 24 dakikalık 26 bölümden oluşan bir anime. Ryoe Tsukimura’nın yazdığı animeyi Kouichi Mashimo yönetmiş. Eski olduğunu ilk bakışta anlıyorsunuz zaten. Yine de kötü çizimlerin olduğunu söylemeye çalışmıyorum kesinlikle. Kıyısında köşesinde bile aşk olmasa diyenler buraya lütfen.**Noir** iki genç kızın geçmişlerine yolculuklarını konu alıyor. Çok masum göründü gözünüze değil mi? Hiç öyle değil; çünkü bu iki kız profesyonel suikastçı. **Noir** her bölümün başında da anlatıldığı gibi efsanevi bir hikaye. Sonradan bunun gerçek olduğunu öğreniyoruz tabi o ayrı. Mireille Bouquet ve Kirika Yuumura hem Kirika’nın hafızasını hem aralarındaki bağın ne olduğunu hem de geçmişleriyle ilgili daha fazla şey öğrenmek için çıktıkları yolda Soldats isimli bir örgütle karşılaşırlar. İşler derinleştikçe Soldats’ın aslında düşmanları olmadığını, Mireille’nin ailesinin de Soldats’a üye olduğunu; ancak kızlarını **Noir** eğitimi için vermek istemediklerinden ortadan kaldırıldıklarını öğreniyoruz. Asıl şok etkisi yaratan şey ise bunu yapanın Kirika olması. Tabii ki bu noktaya gelene kadar çift başına neler neler geliyor o ayrı. Sonuç olarak Soldats çok köklü bir örgüt. Dünyanın dört bir yanına dağılmış. **Noir** de bu örgütün mutlak adalet esasına dayalı, günaha bulanmış, yetenekli mi yetenekli iki kızdan oluşan suikastçısı. Aday olarak 3 kız başlaması gerekiyor aslında. Kirika, Mireille ve Chloe. Mireille’nin ailesi kızlarını kurtarma pahasına canlarından oluyor. Geriye iki kişi kalıyor, yalnız ölmeden önce annesinin Mireille’yi Kirika’ya emanet etmesi, bir şekilde hafızasını kaybetmiş olsa da Kirika’nın kalbinde yer ediyor olmalı ki unutmuyor onu. Kirika hafızasını neden kaybetti, Chloe ile nasıl bir eğitimden geçtiler bunları bilemiyoruz. Chloe ise konaktan hiç ayrılmamış, Kirika’ya hayran diğer aday. Mireille’nin **Noir** olma yarışından çıktığını düşünen Chloe, Kirika’nın her şeyi hatırlayıp geri gelmesini ve birlikte gerçek **Noir**’i oluşturmayı o kadar çok istiyor ki. Değişik bir kız. Bu arada örgüt kendi içinde de farklı görüşlere sahip hale gelmiş. Örgüt içinde örgütün kuruluş amacını unutmuş, dünya haline ayak uydurmuş kişiler de var. Kirika ve Mireille örgüt tarafından öldürülmeye çalışılırken bir yandan da bu atlattıkları zorlukların **Noir** olma yolunda geçmeleri gereken sınavlar olduğunu öğreniyoruz. Böylece dolaylı da olsa Mireille de hak kazanmış oluyor. Konakta buluşan Chloe ve Kirika gerçek **Noir** olma ritüeline hazırlanırken Mireille örgüt içinden başka bir kanadın yardımıyla konağa ulaşıyor. Mireille’yi öldürmek üzere olan Chloe’yi Kirika öldürüyor. Mireille ve Kirika ölümüne mücadele etse de birbirlerine duydukları yakınlık galip geliyor. Açılış Müziği: Ali Project’ten [Coppelia no Hitsugi](https://www.youtube.com/watch?v=gJpHU--A--8&t=30s)Kapanış Müziği: Akino Arai’den [Kireina Kanjou](https://www.youtube.com/watch?v=eKT-4GV3CIo) ## İkigai – Hector Garcia ve Francesc Miralles https://elokis.com/ikigai-hector-garcia-ve-francesc-miralles — 2018-06-14 **İkigai** bana göre tam bir çok satanlar kitabı. İndigo Kitap’tan çıkan, 171 sayfalık **İkigai**15. baskısını yapmış bile. Ne mutlu emeği geçenlere. Baştaki tepkimden de anlaşılacağı üzere pek beğenmedim. Oluşturduğu vaat ile verdiği arasında dağlar kadar fark olan, biraz şişirme bir çok satanlar kitabı olmuş maalesef. Gerçekten üzülerek söylüyorum bunu da. **İkigai**’i görüp listeme eklediğimde bu kitabın bu kelimeye odaklandığını düşünmüştüm; ancak Okinawa’daki araştırmaları ve dünyadaki en uzun yaşayan insanlar ile daha ziyade uzun yaşama üzerine odaklanmış bir kitap olduğunu gördüm acı bir şekilde. Çok rahat okunuyor bu arada bunu belirteyim. Yaşlanma karşıtı sırlar, logoterapi gibi şeylerden bahsedenler yazarlar**İkigai**’ın bir tür akış yarattığını ve uzun yaşamak için bu akış içinde yaşamak gerektiğini, bu akışı da her tür uğraşta yakalamamız gerektiğini söylüyor. Akışı nasıl yakalarız bundan pek bahsedilmiyor. Okinawa’daki asırlıkların sözlerine de bolca yer verilmiş. Uzun yaşamda beslenme düzeni ve egzersizin öneminden de bahsedilmiş. Bir de klasik stressiz yaşayın diyor. Ben de diyorum ki bunları ben de söyleyebilirim kardeş de, pek nasıl? İşte o sorunun cevabı tam olarak yok. Meditasyon yapın, anda kalın, yaşama amacınızı bulun, dengeli ve az beslenin, iyi dinlenin, acele etmeyin, sakin olun, stres yapmayın. A gerçekten mi? Tamam o zaman. Bu şekilde olabilse keşke değil mi? Yine de az biraz da olsa motivasyon sağlıyor gibi gibi. ## Zor Bir Ailede Büyümek – Susan Forward ve Craig Buck https://elokis.com/zor-bir-ailede-buyumek — 2018-06-14 **Zor Bir Ailede Büyümek** İletişim Yayınları’ndan ilk baskısını 2011’de yapıyor. 2018’de 7. baskıya ulaşan **Zor Bir Ailede Büyümek** 327 sayfalık bir kitap. Aile zor olsa da dünyaca ünlü terapist Susan Forward, Craig Buck’un da yardımıyla oldukça basit okunup anlaşılan bir kitap yazmayı başarmış. **Zor Bir Ailede Büyümek** Susan Forward’ın toksik anne-babaların kimler olduğunu kısaca tanımlamakla başlıyor. Temel iki bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde hangi toksik anne-babaların neler yaptığı, çocukların bunlardan ne şekilde etkilendiği örneklerle açıklanıyor. İkinci bölümde ise bu etkilerden kurtulmak için neler yapılması gerektiği yine her grup için ayrı, adım adım ve örnekler üzerinden gidilerek anlatılıyor. **Zor Bir Ailede Büyümek** daha zor, bambaşka acıları da gözler önüne seriyor. Her ne kadar size uygun olduğunu düşünmeseniz de Susan Forward’ın başta belirttiği gibi her bölümü okumanızda yarar var. Olmadık bir bölümde kendinizden bir şey bulabiliyorsunuz. Benim açımdan evet, bazı şeyleri daha iyi görebilmemi sağladı. Yine de Susan Forward’ın yüzleşme gerekliliği fikrine katılmıyorum. Bazı durumlar için bunun geçerli olabileceğini sanmıyorum daha doğrusu. Okunası mı? Ailenize dair içinizde azıcık da olsa kırgınlık varsa okumakta yarar olabilir. Daha önce fark etmeden üstünü örttüğünüz bir şeyler vardır belki. Böylece acı da olsa ortaya çıkarıp üstüne gidebilir ve tamamen çözümleyebilirsiniz. ## Sakurasou no Pet na Kanojo – The Pet Girl of Sakurasou https://elokis.com/sakurasou-no-pet-na-kanojo — 2018-06-07 **Sakurasou no Pet na Kanojo** 2012-2013 yıllarında 23 dakikalık 24 bölümden oluşan bir anime. Aslında Hajime Kamoshida’nın 2010-2014 yılları arasında yazdığı hafif roman (Japonya’ya özgü, genellikle resimli ve 50.000 kelimeden çok olmayan, genç yetişkinlere yönelik roman) zamanla manga, anime ve oyun versiyonlarıyla karşımıza çıkıyor. Bizim konumuz olan animeyi Mari Oda yazmış ve Atsuko Ishizuka yönetmiş. **Sakurasou no Pet na Kanojo** bir sanat lisesinin bir nevi dışlanmış yurdunda kalan öğrencileri konu alıyor. Sorata Kanda yolda bulduğu kedi yavrularına kayıtsız kalamayıp yanında yurda getirince Sakurasou’ya sürgün edilir. Sakurasou da kötü üne sahip okul yurdu. Normal yurttan olan imkanların hiçbirisine sahip değil. Geldiği andan itibaren amacı normal yurda geçmek olan Sorata sonradan bundan vazgeçiyor. Mashiro Shiina yurt öğretmeninin yetenekli yeğeni. Asılnda dünya çapında başarılı bir ressam olan Mashiro manga çizmek için Japonya’ya gelir. İnanılmaz bir resim yeteneğine sahip Mashiro doğru düzgün üstünü giyinmek gibi en basit gündelik işlerini dahi kendisi yapamayan biridir. Bu görev de hemen Sorata’ya verilir. Sakurasou’nun diğer sakinleri ise, aynı şekilde anime çizim yeteneği olan Misaki Kamiigusa; Misaki’nin çocukluk arkadaşı ve sevdiği kişi olmakla birlikte onun kadar yetenekli olmadığı için kendisi de sevmesine rağmen bu sevgiye karşılık veremeyen, senaryo yazarı öğrencisi Jin Mitaka; bilgisayar programcısı, odasından pek çıkmayan ve çıktığı zaman görüntüsüyle şaşırtan Ryuunosuke Akasaka; Sorata’nın sınıf arkadaşı, evden kaçıp kendi imkanlarıyla seslendirme sanatçısı olmaya çalışan ve Sorata’yı seven Nanami Aoyama; sanat öğretmeni, kendisi de bu yurtta kalmış olan ve şimdi yurt idareciliği yapan Chihiro Sengoku. Sakurasou’da hayat renkli kişiliklere sahip sakinleriyle her gün başka bir macera ve atraksiyon şeklinde geçer. Zamanla Sorata ve Mashiro birbirlerini sevmeye başlarlar. Sonuna doğru Jin aslında Misaki’yi sevdiğini; ancak ona layık olmadığını düşündüğünü, çalışıp bunu başarıp karşısına çıkmak istediğini söyler. **Sakurasou no Pet na Kanojo**’nun beni etkileyen tarafları şu sorgulama kısmı olmuştur. Mashiro, Misaki gibi sanat konusunda gerçekten son derece yetenekli, bir anlamda uzaylı insanların yanında sadece çalışıp gayret ederek başarılı olunabilir mi? Bunu sorgulayan Sorata ve Nanami birbirlerine destek olurlarken bazen pes etme, bazen yeniden başlama düşünceleriyle baş başa kalırlar. Gerçekten sadece gayretle insan üstü yeteneğe sahip insanların karşısında kazanma şansımız olabilir mi? Sadece gayretin yeterli olmadığını gördükleri, yetişkinlik kazıkları seviyesine gelmeye başladıklarında ise tabii ki karamsarlığa kapılıp her şeyden vazgeçmeyi değil, yeni imkanlar yaratıp daha fazla çaba harcamayı, gayret etmeyi seçerler. Gerçekten yeterince çaba harcanırsa başarılabilir mi? Elimizde olmayan engeller için ne yapılabilir? Bunlar benim de kendi içimde sorduğum ve cevap bulmaya çalıştığım sorular olduğu için bu animeyi sevmiş olabilir; ama genel olarak eğlenceli bulduğumu da belirtmek isterim. Açılış Müzikleri: 1-12. Bölümler: Pet na Kanojotachi’den [Kimi ga Yume wo Tsuretekita](https://www.youtube.com/watch?v=VcwzDxqzpo0) 13-24. Bölümler: Suzuki’den [Yume no Tsuzuki](https://www.youtube.com/watch?v=_5Rq-231HrQ) 14\. Bölüm: Nakatsu Mariko’dan [I Call Your Name Again](https://www.youtube.com/watch?v=qGBArStE9sI) Kapanış Müzikleri: 1-12. Bölümler: Konomi Suzuki’den [Days of Dash](https://www.youtube.com/watch?v=me_5Y5v5SrU) 13-24. Bölümler: Asuka Ookura’dan [Prime Number (Kimi to Deaeru Hi)](https://www.youtube.com/watch?v=FvRxcm4cSMM) ## Çocuğum Neden Uyumuyor? - Sarah Ockwell-Smith https://elokis.com/cocugum-neden-uyumuyor-sarah-ockwell-smith — 2018-06-07 **Çocuğum Neden Uyumuyor?** Sarah Ockwell-Smith’in 2015’te yazdığı “Gentle Sleep Book”un 2016 yılında Türkçe’ye çevrilmiş hali. Keşke orjinalinde olduğu gibi daha iyi duygular uyandıran bir isim seçilseymiş. :( Kitap 326 sayfadan oluşuyor. Font okunurluğu ve akıcılığı güzel bir kitap. Öncelikle belirtmek gerekir ki, **Çocuğum Neden Uyumuyor?**bir kez bu meselelere girdiğinizde karşınıza çıkan o uyku eğitimli uyku kitaplarından değil. Peki nasıl bir uyku kitabı diyecek olursanız, aslında uykunun tarihinden, doğasından ve bebeğinizin yaş grubuna göre aslında nasıl bir uyku performansı beklemeniz gerektiğinden bahsediyor. Devamında da aslında kendi uyku rutini ve uzun vadeli olumlu etkilerinin görüleceğini düşündüğü önerileri birebir örneklerle açıklayarak veriyor. Uyku Eylem Planı adını verdiği planı da şu şekilde: 1. Aynı yatakta veya birlikte uyuma. 2. Çocuğunuzun yaşına göre olması gerekeni bilip buna göre bir beklentiye girmek, imkansız beklentiler içine girip de kendinizi daha fazla stres altına sokmamak. 3. Bebeğinizin dil/dudak bağı, alerji gibi uykusunu etkileyecek bir rahatsızlığının olup olmadığını bilme. Mama ve anne sütüyle beslenmede uyku beklentisinin değişmesi gerektiği. 4. Kendi kokunuzun olduğu bir geçiş nesnesine alıştırmak. 5. Uyku saatinden en az 2 saat öncesinde her türlü ekran kullanımını sonlandırmak. 6. Kendinize zaman ayırabilmeniz, dinlenebilmeniz için mutlaka destek almak gerektiği. 7. Çocuğun öğle/öğleden sonra saatlerinde doğal ışık alması için dışarıya çıkması. Akşam kısık ışık kullanmak. Uyunacak ortamda mümkünse hiç ışık kullanmamak, illa kullanılacaksa da beyaz/mavi temelli bir ışıktansa kırmızı temelli bir ışık kullanılması. Gündüz de çocukla odada vakit geçirip odasının güzel bir ortam olduğu duygusunu yaratma. Lavanta yağı gibi rahatlatıcı kokulardan kullanmak. Müzik/beyaz gürültü kullanmak. Sarah Ockwell-Smith bunların mucizevi bir şekilde tek gecede uyku sorunlarını çözmeyeceğini, daha uzun vadeli bir iyileşme beklemeniz gerektiğini de sürekli olarak vurguluyor. **Çocuğum Neden Uyumuyor?**’daki en çarpıcı kısım bence uyku tarihinden ve beklentilerin ne olması gerektiğinden açıkça bahsetmesi. Bence çocuk sahibi olanların değil, olmak isteyenlerin kendilerini neyi beklediğini görmesi için okunması daha iyi olurmuş. Uyku Eylem Planı’nda da bahsedildiği gibi beklenti seviyemiz yaklaşımımızı çok etkiliyor. Ne beklememiz gerektiğini gerçekçi şekilde görmek bu anlamda çok önemli. Diğer dikkat çekmek istediğim nokta da uyku eğitimleriyle ilgili olumsuz bilimsel çalışma sonuçları! Uyku eğitimi verilen bebeklerin ağlamamasının nedeninin sadece öğrenilmişlik çaresizlik olması durumu ki, kimsenin bebeğine bunu yaşatmak istemeyeceğini düşünüyorum. ## Miyori no Mori – Miyori’nin Ormanı https://elokis.com/miyori-no-mori-miyorinin-ormani — 2018-06-01 **Miyori no Mori (Miyori’nin Ormanı)** 2007 yapımı, 107 dakikalık bir anime film. Bazı Stüdyo Ghibli filmlerinin sanat yönetmenliğini yapmış Nizo Yamamoto bu filmde ilk kez yönetmen olarak karşımıza çıkıyor. 2004’te Hideji Oda’nın yazdığı mangadan uyarlanmış. **Miyori no Mori (Miyori’nin Ormanı)** esas kız Miyori’nin bebekliğinden bir sahneyle başlıyor. Ailesiyle dede ve ninesini ziyarete giden Miyori piknik yaparlarken bir anda ortadan kaybolur. Hemen aramaya başladılarsa da Miyori’yi ancak bir süre sonra devasa bir kiraz ağacının dallarına tırmanmış halde bulurlar. Miyori’nin yanındaki dedenin köpeği Kuro (siyah) da beyaza dönmüştür. Nedense o kadar da sorgulamazlar bu olayı. Onlar ararken biz görürüz ki; Miyori’yi oraya muhtemelen orman perileri götürür. Kiraz ağacının da bir perisi vardır ve Miyori’ye bu ormanın ona ait olduğunu söyler. Zaman geçer, 10 yıl sonra Miyori’nin annesi ve babası ayrılır, Miyori babasıyla kalır; ancak onunla ilgilenemeyecek olan baba kızını kendi ailesinin yanına götürür. Böylece Miyori 10 yıl aradan sonra kendi ormanının olduğu köye geri döner. Tabi ki bu olayla ilgili hiçbir şey hatırlamamaktadır. Asabi, huysuz şehir kızı Miyori bu köyde kalmayı istemese de yapabileceği pek bir şey olmadığı için ormanda gezinmelere başlar. Orman perileri Miyori’nin geri geldiğini öğrenince harekete geçerler. Kendilerini ona gösterip anlattılarsa da Miyori onlara inanmaz ve umursamaz. Bu arada ninesi ona perilerle/ruhlarla ilgili şeyler anlatır. Bir süre sonra Miyori hem bu yaratıkları kabul etmeye, hem de ninesinin ormanın şu anki koruyucusu olduğunu, bu görevin kendisine geçeceğini öğrenir. Elbet bir sıkıntı da olmalıdır ki, ormanın koruyucusu kahramanımız gerçek bir kahraman olabilsin. Köye bir grup adam gelip araştırma yağmaya başlar. Bunun bölgeye yapılması planlanan bir barajla ilgili olduğunu, baraj yapılırsa ormanın ve köyün sular altında kalacağını öğrenen Miyori ormanı kurtarmak için seferber olur. Hem okul arkadaşları hem ninesi hem de orman perilerinin yardımıyla baraj projesine engel olan Miyori kahramanlık görevini yerine getirip ormanın koruyuculuğu görevini devralma isteğini de ortaya koymuş olur. Arada bir yerde Miyori’nin annesi köye gelip Miyori’yi yanında götürmek ister. Miyori annesinin onu değil de kendisini düşündüğünü bildiği için onunla gitmek istemez. Annesi de köyden nefret eden, sürekli bir şeylerden şikayet eden bir kadın bu arada. **Miyori no Mori (Miyori’nin Ormanı)**’nda benim asıl dikkatimi şey şu oldu: Baraj için gelen adamlar tehlike altında olan bilmem ne kartalını arıyorlar. Çocuklar sanıyor ki, kartal bulunursa vazgeçecekler. Ne yalan söyleyeyim ben de öyle olacağını düşünmüştüm. Çocuk muyum ne? :D Adamlar bulunca öldürüp ne pahasına olursa olsun barajı yapabilir hale gelmek istiyorlarmış meğer. Kapitalist kötü dünya ve saf çocuklar. Doğayı, dünyayı o saf çocuklar kurtaracaklar. Sanırım böyle bir sonuç çıkarılabilir. Bilemedim, sonuç çıkarma konusunda pek iyi değilimdir. :) Çizimleri yine benim hayranı olduğum tipte değil, hafif rahatsız etti. Tekrar izlemem; ama izlediğim için pişman da değilim. ## Nemure Omoi Ko, Sora no Shitone ni https://elokis.com/nemure-omoi-ko-sora-no-shitone-ni — 2018-05-28 **Nemure Omoi Ko, Sora no Shitone ni** 2014 yapımı 50 dakikalık bir anime film. Yönetmenliğini Naoya Kurisu yapmış. 2014 yapımı olsa da çizimleri son derece kötü baştan belirtmekte fayda var. Bunun yanında farklı bir konusu var. **Nemure Omoi Ko, Sora no Shitone ni** "iyi uykular bebeğim, gökyüzü beşiğinde" anlamına geliyor ve kahramanımız Satomi’nin kızı Orine için söylediği ninninin sözleri. Satomi eşiyle birlikte hastaneden dönerken başlıyor film. Arabada Satomi yeni doğmuş Orine’ye bu ninniyi söylüyor. Bu arada benim dikkatimi çeken şey Orine’nin gayet muntazam ve olması gereken şekilde pusette duruyor olmasıydı. :) Ninni bitiminde trafik kazası oluyor. Sonraki sahnede 19 yaşına gelmiş Orine’yi görüyoruz. Genç bir kız olarak polislerden kaçıyor. Artık bir hayatı olduysa. Sonra bir takım insanlar erkek arkadaşının onlarla birlikte olduğunu ve istediklerini yaparsa ikisini birden kaçırabileceklerini söyleyince mecburen kabul ediyor ve kendini uzayda buluyor. Açıklamalar pek yok, ne olduğunu anlamakta zorlanıyor insan. Zar zor anlıyoruz ki, uzay üssü gibi bir yer, kaçak bir profesör ele geçirmiş burayı ve bir şeyler yapıyor. Buradan dünyadaki bütün sunucularda Orine’yi arayan bir tür yapay zeka gibi bir şey. Bu nedenle Orine’yi getiriyorlar aslında; ama Orine’ye bundan bahsetmiyorlar tam olarak sanırım. Orine’den istedikleri de içeriye girip verdikleri çip gibi şeyi oraya yerleştirmek. Böylece üssü geri alabilecekler. Orine baya kararlı bir şekilde yapmaya gidiyor, annesini görünce şok oluyor. Annesiyle sohbet etmek, onunla bir şeyler yapmak hoşuna gitmeye başlıyor. Hoşuna gitmese de kendinden istenen şeyi yapıyor ve bu sırada Satomi’nin yapay bedenindeki deformasyona tanık olup kafası karışıyor. Üssü ele geçirme çalışmaları devam ederken Orine profesörle karşılaşıp annesinin verdiği hücre örneği gibi bir şeyle bunları yaptığını, başkalarıyla da denediğini; ancak kimsenin Satomi gibi olmadığını, Satomi’nin ise ağa bağlanır bağlanmaz her yerde Orine’yi aradığını anlatıyor. Bu arada Orine’nin suçlu olduğunu da öğrense de bahsetmiyor. Satomi son anda bile Orine’yi kurtarmak için çabalıyor. Anne yüreği işte. Orine’yi buraya getiren adamlar Satomi’nin hareketleri sonucu üssü terketmek zorunda kalıyor. Orine son kez annesiyle buluşup sarılıyor ona, profesör ve Orine de son anda üsten kaçmayı başarıyor. Sonrasında ikisi de yeni bir hayata başlıyor sanırım. Sanırım diyorum birçok şeye; çünkü anlamakta güçlük çektiğim bir gerçek. Baştan da belirttiğim gibi **Nemure Omoi Ko, Sora no Shitone ni**’ninçizimleriçok kötü. Ayyy hele o Orine’nin bebeklik hali yok mu. Akıllara zarar. Chuckyhalt etmiş yanında. :D Yine de zaman kaybı diyemem; çünkü enteresan, öyle sık sık karşılaşmayacağımız bir konusu var. Şans vermeye değer.. Müziği Hitotsu Dame’yi oyun müziği yazarı Kawagen yazmış ve Ann seslendirmiş. ## Metropolis https://elokis.com/metropolis — 2018-05-22 **Metropolis**, Osamu Tezuka’nın aynı adı taşıyan mangasından esinlenerek oluşturulmuş bir anime film. 2001’de Rintarou yönetmenliğinde yapılan 113 dakikalık film, mangadan farklı bir seyir izliyor. **Metropolis** robotlar ve insanların bir arada yaşadığı,gelecekte bir şehir. Her ne kadar birlikte yaşıyorlar desek de, robotlar ağırlıklı olarak sevilmiyor ve hatta şehrin alt bölümlerine atılmış durumda. Kahramanlarımız Shunsaku Ban ve yeğeni Kenichi **Metropolis**’e gelmeleri Ziggurat’ın açılış şenliklerine rastlıyor. Shunsaku dedektif ve organ ticareti suçuyla aranan çılgın profesör Laughton’u arıyor. Laughton ise Red Dük için **Metropolis**’i yönetecek özel bir robot yapmakla meşgul. Red Dük animenin klasik kötü karakteri. Ziggurat’taki özel tahta oturacak olan özel robot Tima oradan dük adına şehri yönetecek ve şehri uzaya taşıyacaktır. Hayaller hayaller... Dük’ün üvey oğlu robotlardan nefret eden, babasını da mutlak güç ve tahta oturması kişi olarak gören bir çocuk. Babasının kendisini takdir etmesi için bizzat babasına bile karşı çıkan bir karakteri var. Rock gizlice Tima’yı öğreniyor ve yok etmek için profesörün laboratuvarını yakıyor, Tima tesadüfen oraya kadar ulaşan Kenichi ile kaçıyor. Lağımdan alt katlara düşen Tima ve Kenichi yukarıya çıkma, Rock ve Red Dük de ayrı ayrı Tima’yı bulma telaşına düşüyor. Tima robot olduğunu bilmiyor bu arada. Kenichi ona konuşmayı ve yazmayı öğretiyor bu süreçte. Bol bol Kenichi yazıyor. :D Bu arada alt katlardan birinde robotların işlerini ellerinden almasından şikayetçi fakir ve işsiz halktan devrimcilerle tanışıyorlar. Sonunda yüzeye ulaştıklarında Rock Tima’yı öldürmeye çalışıyor, Red Dük Rock’u evlatlıktan reddediyor, Red Dük’ün fazla güç kazanmasından rahatsız olan hükümet orduyla birlikte gizlice devrimcileri destekleyeceğini söylüyor. Devrimciler harekete geçince ise ordu komutanının Red Dük’le işbirliği yaptığı ortaya çıkıyor. Robotlar sadece robot oldukları için ağır bir kıyıma uğruyor; ama devrimciler de oyuna getirilmiş olarak robotlarla aynı sonu paylaşıyorlar. Red Dük mutlak güç olarak Ziggurat’taki tahta Tima’yı oturtmak suretiyle **Metropolis**’i tamamen ele geçirme hedefine nihayet ulaşmak üzereyken robot olduğunu öğrenen Tima mutsuzluk ve hayal kırıklığıyla tahta oturuyor. Tahtla bütünleşen Tima Red Dük’ün beklentisinin aksine ona itaat etmektense insanları ve şehri yok etmek üzere hareket etmeye başlıyor. Kenichi Tima’yı tahttan ayırmayı başarıyor; ancak Tima onu da öldürmeye çalışıyor. Bu arada bir yandan da şehir yerle bir olmakta. Son anda öyle bir hale geliyorlar ki Tima düşmek üzere, Kenichi onu kurtarma telaşında, Tima ise işbirliği yapmıyor ve düşerken muhtemelen kendine gelip Kenichi’yi hatırlıyor ve insan olduğunu düşündüğü haline dönerek ölmüş oluyor. **Metropolis** ağır hasar almış, Ziggurat yıkılmış, her yer yerle bir, robotlar ve insanlar bir yandan neler olup bittiğini anlamaya çalışarak hayretle bakarken bir yandan da hayatn devam etmek zorunda olması gerçeğini yaşamaya başlıyorlar. Shunsaku Japonya’ya dönmeye karar veriyor. Kenichi ise diğer robot arkadaşlarının getirdiği Tima’nın parçalarıyla bir süre daha bu şehirde kalmak istediğini söylüyor amcasına. **Metropolis** uzun süredir listemde izlenmeyi bekleyen filmlerden biriydi, sonunda izledim ve mutluyum. :) Şimdi bu robotların suçu ne? Robotları yapan insan, robotlardan şikayet eden yine insan, robotları yok etmeye çalışan da insan, onlardan hala faydalanmaya ve pis işlerini yaptırmaya çalışan da insan. Bu ne yaman çelişkidir anlamak mümkün değil. Robotlar gerçekten duygusuz mudur? Sadece söyleneni mi yapar veya sadece söyleneni mi yapmalıdır? Kendi iradesi varsa bile bunu kullanarak karar vermesi kötü müdür? Onlardan beklenen tam olarak ne gerçekten? Ne kadar gelişmiş olursa olsun siyasi çekişmeler yine aynı, işsizlik yine aynı, hükümet ve halk yine aynı durumda, bir değişiklik yok mu gerçekten yoksa bu filmleri yapanların beyinleri içinde bulundukları zamandan kurtulamadığı için ancak ve ancak gördüklerini mi yansıtıyorlar ne dersiniz? Ben pek böyle olduğunu düşünmüyorum açıkçası, tarihi metinlerde veya hikayelerde en çok hoşuma giden şey de budur. Bundan binlerce yıl önce bile insanların tıpki bugünküler gibi şeyleri sorun ettiklerini görüyorum, ne düşünmem gerektiğine karar veremiyorum. Hiç yol katedememişiz demek ki diyorum bir yandan. Diğer taraftan da garip bir şekilde mutlu oluyorum. İlginç hisler... **Metropolis** hayatımızı kolaylaştırmak için bugün istediğimiz şeylerin acaba gerçekten de hayatımızı kolaylaştıracak mı yoksa başka sorunlarla birlikte zorlaştıracak mı sorgusunu yaptırıyor bence bize. Bir yandan modern, diğer taraftan bir nevi kast sistemi gibi katı bölümlere ayrılmış bir şehir. Bir yandan çok zengin, diğer taraftan çok fakir. Sahi gelecek nasıl olacak? Film Müziği: Ağırlıklı olarak Toshiyuki Honda’nın yazdığı jaz ve orkestra müzikleri kullanışmıştır. Atsuki Kimura’nın St. James Infirmary Blues yorumu ile bitiş müziği olarak Minako "Mooki" Obata’nın There’ll Never Be Good-Bye şarkısı da kullanılır. ## Bokura ga Ita - Oradaydık https://elokis.com/bokura-ga-ita — 2018-05-22 **Bokura ga Ita**, Yuki Obata’nın yazdığı mangadan uyarlanan 26 bölümlük bir anime. Bölümler ortalama 25 dakikadan oluşuyor. 2006 yılında yayınlanan animeyi ise Akitaro Daichi yönetmiş. Künye kısmını geçtikten sonra gelelim asıl meseleye. İlk kez ne zaman izlediğimi hatırlamıyorum; ama en sevdiğim animelerden biridir **Bokura ga Ita**. Sebebi ise bana çok gerçekçi gelmesi sanırım. Mangası nasıldır bilmiyorum açıkçası; ancak animesinin çizimleri öyle matah değildir. Hani öyle ayrıntılı, muhteşem şekilde çizilmiş, çizgilerden aşık olunacak tarzda karakterler değildir. Yani yazar burda "Hikayeye odaklanın." der. Odaklanalım bakalım hikayeye: Liseye başlayan Takahashi Nanami ve Yano Motoharu’nun inişli çıkışlı aşk hikayesi diye özetlenir. Şimdi böyle yazınca çok sıradan geldi, belki aslında çok sıradan; ama bence o sıradanlığı gerçekçi ve güzel hale getiren şey. Tabii ki klasik dram dram durumlar da söz konusu, ama o kadar kusur kadı kızında da olur değil mi? Yeri gelip her şeyin pat pat söylendiği, yeri gelip içindekilerin ifade edilemediği, anladığın halde hak veremediğin, hak verdiğin halde anlayamadığın, mantığının ve kalbinin farklı şeyler söylediği standart bir aşk ilişkisi bence ve bu şekilde olduğu için güzel. Yano okulun yakışıklısı, her şeyi iyi, popüler oğlan. Nanami sıradan bir kız. Popüler tiplerin olayını anlamaz ve Yano’dan da nefret eder başta. Sonra bir şekil olaylar gelişir, sevmeye başlar, bunu da açık açık söyler Yano’ya. Bir süre sonra Yano’dan olumlu cevap alır. Biliyorsunuz ki hiçbir shoujo animede işler öyle sorunsuz gitmez. Ama işte benim asıl demeye çalıştığım şey şu ki; gerçek hayatta da öyle değil midir? Tam dersiniz ki; şu aşkım karşılık bulsa daha ne isterim, nasıl mutlu olurum, dünyalar benim olur, en büyük dileğim bu! Sonunda gerçekleşir... Sonrası ise sanki bu sizin en büyük isteğiniz değilmiş gibi, sanki bu hayatınızdaki en sıradan şeymiş gibi güzellikleri görmeyi bir kenara bırakıp duygularınızı bir kenara itip olmadık şeylere takılırsınız. İnsan gerçekten kendisi için neyin daha önemli olduğunu iyi düşünüp karar vermeli. Kaybetme noktasına geldiğinde kafasına dank etmemeli. **Bokura ga Ita**’yı her izlediğimde bunu hatırlatıyorum kendime. Hatta kendimi kötü hissettiğim zamanlarda izlediğim bir anime **Bokura ga Ita**. Nedeni; hem çok beğenmem, hem de bana güç vermesi sanırım. Sonuçta şu an eşim olan insanla evlenmek hayaldi bir zamanlar; ama bu hayal gerçek oldu. :) Animeye dönecek olursak bir ikinci sezonun olmasını çok isterdim, mutlu sonlu lütfen. Maalesef ki öyle bir ikinci sezon yok. Yaptığım araştırmalar sonucunda filminin olduğunu öğrendim, sanırım fırsat bulduğum bir ara izleyeceğim meraktan. Normalde dizilerini pek sevmem o karakter çeşitliliği olmadığı için gerçek oyuncularda, göze yeterince hitap ettiğini düşünmüyorum çünkü, animenin çıkış sebebi de bu değil mi zaten. :D Yine de bunu izlemek isterim, o kadar seviyorum düşünün. Mangasının devamında işler hiç de iyi gitmiyormuş. Film de aynı şekilde tabii. Hiç hoşuma gitmedi, hatta kalbimde bir sıkıntı yarattı bile diyebilirim, mutlu son olmasını o kadar isterdim, sanki kendi hayatım kendi ilişkim de buna bağlı gibi. :D **Bokura ga Ita’**dan favori birkaç cümlem de var. Nanami’nin ‘Olumsuz düşünürsen baştan kaybedersin.’ mealli cümlesi ile ‘Geçmişe yenilmeyecek bir şimdi yaratalım.’ cümlesine bayılıyorum diyebilirim. Hatta bu ikincisini eşime söylemişliğim ve bu yönde çabalar harcamışlığım vardır. Eski hatıralara ait yerlerde bu kez birlikte hatıralar oluşturmak gibi. Farklı bakış açıları olabileceğini göstermesi açısından da seviyorum bu animeyi. Öyle işte izleyin, izletin, bu kadar çok sevdiğim animeleri yazmaya da cesaret edemiyorum genelde, bu da bir ilk olsun. :) Açılış Müziği: Mi’den [Kimi dake wo](https://www.youtube.com/watch?v=dostIe910uk) Kapanış Müzikleri: Mi’den [Aishiteru](https://www.youtube.com/watch?v=HiGW1TLGM8E) (1,8,10. bölümler) Kaori Asou’dan[ Koko ni Ite](https://www.youtube.com/watch?v=L13BMFhRxK4) (2,5,24. bölümler) Mi’den [Sunset](https://www.youtube.com/watch?v=oO49mHEMtvI) (3,18. bölümler) Izumi Katou’dan [Suki Dakara](https://www.youtube.com/watch?v=74csOyw0_ss) (4,6. bölümler) Nozomi Sasaki’den [Futari no Kisetsu ga](https://www.youtube.com/watch?v=JSUCGAwjsp0) (7,9,11,13. bölümler) Izumi Katou’dan [Utsukushisugite](https://www.youtube.com/watch?v=oQ15WowlW1E) (12. bölüm) Izumi Katou’dan [Kimi ga Iru](https://www.youtube.com/watch?v=6UN4V_6XcTk) (14. bölüm) Nozomi Sasaki’den [Merry Go Round](https://www.youtube.com/watch?v=F-8vdlqTtKw) (15,16,19,22. bölümler) Izumi Katou’dan [Kotoba](https://www.youtube.com/watch?v=PMasgxdT3As) (17,20,21,23,25,26. bölümler) Not: Görsel ararken film oyuncularını yakından gördüm, Yano rolündeki Toma Ikuta’yı başka bir diziden hatırlıyorum ve hiç yakıştıramadım Yano olarak. Belki o dizideki imajından öyledir, öyledir değil mi? Öyle olsun lütfen! ## Çocuğunuzla Birlikte Büyümek – Naomi Aldort https://elokis.com/cocugunuzla-birlikte-buyumek-naomi-aldort — 2018-04-16 **Çocuğunuzla Birlikte Büyümek**, doğal ebeveynlik savunucularından Naomi Aldort’un kitabı. Doğan Kitap’ın Anne Baba Akademisi serisinden çıkan **Çocuğunuzla Birlikte Büyümek** kaynakça bölümüyle birlikte 235 sayfadan oluşuyor. Bendeki 4. baskısı. Bu kitabı aldığımda Naomi Aldort’tan ve doğal ebeveynlikten haberim yoktu açıkçası. Keşke bu kitabın da daha çok baskısı olduğunu görseydim, çünkü her yaştaki çocukla iletişim konusunda çok daha iyi bir yol çizdiğini ve sorunları kökten çözme üzerine kurulu olduğunu düşünüyorum. Sonradan öğrendiğim kadarıyla Naomi Aldort da bu anlamda kendi alanında meşhur olan insanlardan ve okuyanlar bütün kitaplarını öneriyor. İkinci ebeveyn ve bebek kitapları siparişimde bu öneriyi göz önünde bulundurmayı düşünüyorum doğrusu. **Çocuğunuzla Birlikte Büyümek**’te Naomi Aldort da Tracy Hogg gibi bir formülden bahsediyor. Onun formülü S.İ.D.O.T. İlk adımda **s**essizce kendi kendinizle konuşup kendinizi çocuğunuzun davranış ve duygularından ayrı tutmanız gerekiyor. Sonra **i**lginizi çocuğunuza yönlendirin. Onu **d**inleyin. Çocuğunuzun duygularını ve ihtiyaçlarını dramatik hale getirmeden **o**naylayın. Son olarak da çocuğunuza güvenerek üzüntüsünü çözümleyebilmesi için onu **t**eşvik edin. Kitabın dili oldukça sade ve akıcı, bol bol örnekler de olduğu için anlatılan şeyler somutlaşıyor kafanızda. Ben bu doğal ebevenylik yaklaşımını daha çok sevdim, bana daha çok hitap etti açıkçası. Belki de otoriter ve kuralcı annemin üzerimdeki olumsuz etkisinden, onun gibi olmak istememekten kaynaklıdır. Kimbilir. Görüşünüz ne olursa olsun, sorunlara kökten çözümler getirmeyi hedef haline getirmiş yaklaşımlarıyla Naomi Aldort’un **Çocuğunuzla Birlikte Büyümek** kitabını okumanızı tavsiye ederim. ## Hayat Evde Başlar – Gözde Erdoğan https://elokis.com/hayat-evde-baslar-gozde-erdogan — 2018-04-16 **Hayat Evde Başlar** nam-ı diğer Süper Dadı Gözde Erdoğan’ın kitabı. O kadar rağbet görmüş ki, 49. baskısına yetişmişim ben de. :D Destek Yayınları’ndan çıkan kitap 310 sayfadan oluşuyor. **Hayat Evde Başlar** ilk posta bebek bakımı ve çocuk yetiştirme kitapları siparişimde yer alan kitaplardan bir tanesiydi. Benim görüşüme göre güzel yanları da var, kötü yanları da var. Mesela kitap uyku eğitimini destekliyor; ama neyse ki öyle ağlatmalı yöntemleri değil. TV programının adını yazınca bile karşıma o kadar iyi şeyler çıkmadı diyebilirim, sanırım eleştirildiği yönler de epey var; ancak ben ülkemizdeki genel yaklaşımı düşünecek olursak yine de çok iyi bir yönlendirme sağlayabileceğini düşünüyorum. **Hayat Evde Başlar** adı üstünde hayatın evde ve özellikle de ebeveynin kullandığı dilde başladığını, bunun önemini vurguluyor. Yaş gruplarına göre kurallar, uyku eğitimi, yeme-içme kuralları gibi disiplinli ve kurallı yönde giden bir çizgisi olsa da çocukların o yaş gruplarında neyi anlayıp neyi anlayamadığı üzerinden güzel ipuçları veriyor. Ben tesadüfen tanıştığım günden bu yana **doğal ebeveynlik** uygulamalarına daha yakın hissediyorum kendimi. O nedenle körü körüne her noktasına katıldığımı söyleyemem, yine de iletişim kurma noktasında verdiği ipuçları yararlı olabilir. ## Nodame Cantabile https://elokis.com/nodame-cantabile — 2018-02-16 **Nodame Cantabile** klasik müzik sevenleri mutlu edecek, eğlenceli, şirin bir anime. Tomoko Ninamiya’nın mangası 2001-2010 yılları arasında manga, TV dizisi, anime, TV dizisi, anime, manga, 2 film ve anime olarak çıkmış. Sanırım TV dizilerinin hayranı daha fazla. Burada bahsedeceğimiz ise **Nodame Cantabile**’nin ilk anime uyarlaması. 22-23 dakikalık 23 bölümden oluşan kısım. Konservatuarda geçen **Nodame Cantabile** farklı profillerde öğrencileri önümüze getiriyor. Zaten başarılı bir müzisyenin oğluyken ailesinin boşanması sonucu Japonya’ya geri dönmüş Chiaki Shinichi. Korkulu bir uçak yolculuğu ve boğulma tehlikesi sonucunda ne kadar iyi olursa olsun Japonya’dan çıkamayacağı düşüncenin içine sıkışmış, Avrupa’daki öğretmenini özleyen Chiaki’nin Japonya’da elinden geleni yapmak için çalışan birine dönüşmesi. Chiaki’nin bu dönüşümünde büyük payı olan, piyano öğrencisi ve yan komşusu Noda Megumi, nam-ı diğer Nodame’nin başarılı ancak farklı piyano stili. Bu ikisinin ilişkisi. Onların gelişimine katkıları olan ve diğer taraftan da kendi müzik yollarını bulan diğer konservatuar öğrencileri. Sınavlar, yarışmalar, başarılar, başarısızlıklar, aşklar, ayrılıklar, birbirini hep destekleme, hep daha iyi olabilme yolunda ilerleme... Aslında müzik, müzik ve müzik... Çok eğlenceli izleyin mutlaka! Ben de devamını izleyeyim. :D Açılış Müziği: Suemitsu & The Suemith’ten [Allegro Cantabile](https://www.youtube.com/watch?v=Iffj0Wn-PXI) Kapanış Müzikleri: 1-12. Bölümler: Crystal Kay’dan [Konnani Chikakude...](https://www.youtube.com/watch?v=apb6EgcsLlQ) 13-22. Bölümler: Suemitsu & Nodame Orkestrası’ndan [Sagittarius](https://www.youtube.com/watch?v=wIxoCeOI5fk) 23\. Bölüm: Suemitsu & The Suemith’ten [Allegro Cantabile](https://www.youtube.com/watch?v=Iffj0Wn-PXI) ## Nobunagun https://elokis.com/nobunagun — 2018-02-10 **Nobunagun** da adını meşhur tarihi karakter Oda Nobunaga’dan alan animelerden biri. **Nobunagun** Masato Hisa’nın aynı adı taşıyan mangasından yola çıkılarak Hiroshi Yamaguchi tarafından yazılıp Nobuhiro Kondo tarafından yönetiliyor. 2014 yılında yayınlanan anime, 13 bölümden oluşmakta. Devamı olsa olurmuş valla. Dünyayı istila etmeye çalışan, uzaydan gelen ve Evrimsel İstilacı Cisimler (EİC) adlı yaratıklar. Bunlarla savaşma yetisi sağlayan E-genlerine sahip insanlar. Ortalamanın altında bir okul başarısına rağmen silahlar, askeri araçlar, gemiler, uçaklar, tanklar konusunda ileri seviyede bilgi sahibi, asosyal bir lise öğrencisiyken Tayvan’a yaptıkları okul gezisinde EİC saldırısının ortasında kalınca E-geni uyanan Ogura Sio. Bu Ogura Sio Nobunaga’nın reenkarnasyonu olmuş oluyor. Bu olaydan sonra Ogura Sio bu yaratıklarla savaşmak için oluşturulmuş Dogoo adlı organizasyona dahil olup diğer E-geni sahipleriyle birlikte savaşmaya başlıyor. Sio üzerinden Nobunaga’nın üstün savaş stratejisi tekniklerine vurgu yapılıyor. **Nobunagun** da Nobunaga’nın kendi yaşadığı dönemde yeni yeni gelişen silahlara verdiği önemden dolayı Sio’nun uyanan silahına verdiği isim. Bölümlerde yaratıklarla yeni yeni mücadelelere yer verilirken sonlara doğru Komutan olan yaşlı kadın, yardıma gelen uzaylı yaratık, Komutanın sağ kolu olan Saint-Germain ve E-genleri hakkında bilgiler ediniyoruz. Sona doğru bu şekilde açıklık getirmeleri de güzel olmuş. **Nobunagun**’un sonucunda dünyanın yaratıklardan kurtulduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz ki tam olarak bu nedenle devamı olabilirmiş demiştim aslında. Şahsi görüşüm eğlenceli, sürükleyici bir anime olduğu yönünde. **Nobunagun**’un müziklerini Yutaka Shinya yazmış. Açılış Müziği: Pay Money to My Pain’in seslendirdiği [Respect for the Dead Man](https://www.youtube.com/watch?v=k0kTZnlATPI) Kapanış Müzikleri: İlk Bölüm: Pay Money to My Pain’den [Respect for the Dead Man](https://www.youtube.com/watch?v=k0kTZnlATPI) 2-5. ve 11-13. Bölümler: Shiori Mutō, Yū Asakawa ve Sumire Uesaka’nın seslendirmesiyle Chīsana Hoshi’nin alfa versiyonu 6-10. Bölümler: Shiori Mutō, Chiwa Saitō, Mutsumi Tamura and Ayumu Murase’nin seslendirmesiyle Chīsana Hoshi’nin beta versiyonu ## Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler – Tracy Hogg ve Melinda Blau https://elokis.com/bebek-bakim-sorunlarina-mucize-cozumler-tracy-hogg — 2018-02-10 **Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler**, bir bakıma devam niteliğinde. Benim elimdeki Gün Yayıncılık’tan çıkmış 18. baskı. 527 sayfadan oluşuyor. Uzun bir sürede okuyabildim; çünkü büyük bir kitap olduğu için öyle emzirirken tek elle tutup okumak mümkün olmuyor maalesef. [**Yeni Annelere Mucize Çözümler**](http://elokis.com/kitap/yeni-annelere-mucize-cozumler/)’de yenidoğanlara odaklanmışken, **Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler** kitabında Tracy Hogg teyzemiz daha geniş çaplı sorunları ele almış. Bu kitabında da yine E.A.S.Y. yöntemini anlatarak başlıyor işe. Bebeğinizin nasıl bir kişiliği olduğunu anlamanızın öneminden, çeşitli tipte bebekler ve ebeveynlerden bahsediyor. **Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler** beslenme konusuyla devam ederken, gerek sıvı beslenme gerekse sonrasında katı gıdaya geçiş konularına değiniyor. Devamında ise uzun uzun uyku konusunu işliyor. Bence bu kitabın en en en değerli bölümleri buralar. Çocuğum büyüdükçe dönüp dönüp geri bakacağımı düşünmekteyim açıkçası. Bende bıraktığı izlenim bu yönde. 8\. bölüm olan Çocuklara Duygusal Zindeliği Öğretmek adlı bölüm de oldukça ilgi çekici ve güzel bilgiler içeriyor. Sonraki bölümde E.A.S.Y. yöntemine bir adım daha ekleyen Tracy Hogg erken tuvalet eğitiminden bahsediyor. Bu yaklaşımın temelinde de çocukların 9. aydan itibaren tuvalet eğitimiyle tanıştırılması, bu sürecin tamamen çocuğun isteğine bırakılmaması, bu yönde yönlendirmeler yapılması ve bu sürecin çocuğunuzun artık sizi memnun etmekle ilgilenmek bir yana her şeye karşı çıktığı, ergenlik provası niteliğindeki 2 yaş sendromuna gelmeden başlatılması ve hatta bitirilmesi bulunuyor. Yazarlar kitabın sonunu nasıl bağlayacaklarını düşünürken bir danışan anne “Her Şeyin Yolunda Gittiğini Düşündüğünüz Anda... Her Şey Değişir” demeleri önerisinde bulunuyor ve böylece **Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler**’in sonu her ebeveynin kesinlikle aklından çıkarmaması gereken konuyla bağlanıyor: Asla asla demeyin! Her şey yolunda giderken bir gecede her şey değiştiğinde çözüme ulaşmak için nasıl bir izlemelisiniz, kendinize hangi soruları sormalısınız gibi listelerle önerilerde bulunuyor. ## Nobunaga The Fool https://elokis.com/nobunaga-the-fool — 2018-01-31 **Nobunaga The Fool** uzun bir aradan sonra yazmak isteyeceğim ilk anime olmazdı sanırım. Aslında kesinlikle yazmak istediğim başka şeyler izledim; ama yazmaya fırsat olmayınca kaldı, daha sakin şekilde yeniden izleyip yazmak en iyisi sanırım. Asıl konumuza gelecek olursak, **Nobunaga The Fool** 2014’te yayınlanmış, aşağı yukarı 24 dakikalık 24 bölümden oluşan hem tarihi hem de robotlu bir anime. Shouji Kawamori’nin yazdığı **Nobunaga The Fool**’u Eiichi Sato yönetmiş. Oda Nobunaga Savaşan Beylikler Dönemi’nde ülkeyi birleştirerek savaşa son vermeyi amaçlayan tarihi bir kişilik. **Nobunaga The Fool**’da da yine bu amaç için uğraşan, Oda klanının herkesin aptal olarak gördüğü büyük oğlu. Babası ve erkek kardeşi ölünce klan lideri olmasına mutabık kalınsa da pek bir güvenilmiyor kendisine. Neticede aptal. :D Tarihi dediğime bakmayın, tarihi olduğu kadar kurgu bir dünya. Tarihten kişilere farklı karakterler verilmiş bir anime. Doğu ve Batı olmak üzere iki yıldız var. Doğu Nobunaga’nın birlik oluşturmaya çalıştığı, savaşın hakim olduğu dünya. Batı ise gelişmiş ve esasen robotları yapıp gönderen dünya. Gelişmiş Batı az gelişmiş doğunun savaşından nemalanıyor. Tanıdık geldi mi? Bir de daha özel robotlar var ki onları herkes kullanamıyor, bir de sembol adı verilen kolyelere sahip olanlar kullanıp gücüne güç katabiliyor. Batı’da birliği sağlamış olan da bizim Kral Arthur. Doğu bir yandan kendi içinde savaşırken, bir yandan da Batı’nın istilası tehdidiyle karşı karşıya kalıyor. Düşmanlar sarmış dört bir yanı. Kral Arthur’un derdi de dünyayı sona kavuşturduktan sonra hayallerdeki gibi sadece barışın sürdüğü bir dünya kurabilmekmiş. Savaşlar savaşlar derken kaçınılmaz olarak kayıplar, yeni kazanımlar, beklenmeyenler, kaçınılmaz sonun getirdikleri, her sonun yeni bir başlangıç olması şeklinde ilerliyor anime. Robot sevenleri buraya alalım. :) Açılış Müzikleri 1-13. Bölümler: Minori Chihara’dan [Fool The World](https://www.youtube.com/watch?v=Rf5YE7Fb4xc) 14-24. Bölümler: JAM Project’ten [Breakthrough](https://www.youtube.com/watch?v=Jb2M8e0Ltg0) Kapanış Müzikleri 1-13. Bölümler: Stereo Dive Foundation’dan [Axis](https://www.youtube.com/watch?v=3EosbtvgNAw) 14-24. Bölümler: Asuka’dan [Orchid (RAN)](https://www.youtube.com/watch?v=_QjOI5JNT90) ## Başlarım Şimdi Anneliğe – Şermin Çarkacı https://elokis.com/baslarim-simdi-annelige — 2018-01-13 **Başlarım Şimdi Anneliğe**, güncel haliyle Şermin Yaşar’ın ilk kitabı. Kadınların bu soyad meselesi de baya zorluk çıkarabiliyor sanki değil mi? Konumuza dönecek olursak, Şermin Hanım bu kitabı kendi zorlu sürecinde istediği “geçer” diyecek bir el olarak algılamamızı istiyor. **Başlarım Şimdi Anneliğe,** anneliğe ve bebek bakımına güzel bir başlangıç için rehber kitap imiş. Elma Yayınları’ndan çıkan **Başlarım Şimdi Anneliğe** 160 sayfa, büyük puntolu, çocuk emzirirken dahi rahatça okunabilecek bir kitap. İçerik olarak ise ilg başlarda karşılaşılan durumlar için genel geçer görüşler veya seçenekler ile yazarın ne yaptığını anlattığını bölümlerden oluşuyor. Şermin Hanım kitapta geniş dil ve kültürel miras bilgisini de döktürmüş. **Başlarım Şimdi Anneliğe** gerçekten de şöyle aynı yollardan geçmiş bir annenin kendi deneyimini okuduğunuz, hatta üslubu nedeniyle sanki sohbet etmiş gibi olduğunuz, aralarda güldüğünüz, eğlenceli bir kitap. Moral oluyor mu? Oluyor. Bazıları kitapta yazılanlara çok kızar mı? Kızar. Olsun yine de eğlenceli. :D ## Bilinçli Bebek – Aletha J. Solter https://elokis.com/bilincli-bebek-aletha-j-solter — 2017-12-31 **Bilinçli Bebek** bence öncelikle isim olarak dikkat çekiyor. Bir bebek gerçekten ne kadar bilinçli olabilir? Aletha J. Solter’in bu kitabı doğal ebeveynlik yaklaşımını temel alıyor. Doğan Kitap’tan Ayşegül Cebenoyan’ın çevirisiyle çıkan **Bilinçli Bebek** 298 sayfadan oluşuyor. Doğal ebeveynlik böyle kurallara, aman şöyle veya böyle yapmalıyım kalıplarına aldırmadan biraz içinizden geldiği gibi davranmanızı savunan bir yaklaşım. Aletha Solter’in bana ilginç gelen teorisi bebeklerin de tıpkı bizler gibi stres atmak için ağlamaya ihtiyaç duydukları. Solter’e göre çok hassas olan bebekler bazen sadece bu streslerini atmak için ağlama ihtiyacı duyarlar. Bu gibi durumlarda bebeği susturmaya çalışmak ya da dikkatini dağıtmak gibi yollara başvurmadan bütün dikkatinizi bebeğinize vererek onu kucaklayıp yanında olduğunuzu göstermek diyor Solter. Böylece bebeğiniz stresini atıp kötü deneyimlerin izlerinden de kurtulacak ve sonrasında çok daha rahat ve neşeli bir hale gelecek. **Bilinçli Bebek** daha ziyade çeşitli durum ve sorunlarda çocuğunuza nasıl yaklaşmanız gerektiğiyle ilgili. Kendi yaklaşımlarımızın da altında çocukluğumuzda yaşadığımız ve ağlayıp aşamadığımız sorunlarımız tarafından belirlendiğini söylüyor aynı zamanda. Bu nedenle her bir bölümün sonunda kendi çocukluğumuza yolculuk yapmamız, bebeğimize karşı duygularımızı ifade etmemiz ve kişisel gelişim için dikkate alıp uygulamamız gereken şeylerin olduğu bir alıştırmalar bölümü bulunuyor. Yenidoğan ihtiyaçlarından ağlamaya, beslenmeden uykuya, oyundan ceza ve ödül konusuna, tuvalet eğitiminden sınır koymaya gerçekten her konuda nasıl davranmanız gerektiğiyle ilgili bilgiler veriyor. Hali hazırda treni kaçırıp yanlış bir davranış kalıbı geliştirdiyseniz neler yapmanız gerektiği ve zor durumlarda kendi sabrınızı korumak için neler yapmanız gerektiğiyle ilgili fikirler de sunuyor. Yardımcı fikirlerin esası ise gerektiğinde yardım istemekten ya da almaktan çekinmemeniz gerektiği; çünkü bebek bakımı 24 saatlik bir iş ve tek kişinin bunu hakkıyla yapması mümkün değil. Her şeyin annelere yüklenmemesi gerek. Özellikle şu ağlayarak stres atıp kendini iyileştirme düşüncesi oldukça garip geldi bana. Bir bebeğin sadece stres atmak için ağlamak istediğini anlayabilmenin zorluğunun yanında ağlayan bir bebeği öylece kucağınızda tutup sakince onu dinlemek de inanılmaz zor. O an bebeğimin susması için her şeyi verebileceğimi düşündüğüm anları düşünüyorum da. Orta yolu bulmak üzerine kurulu, her daim sakin kalmanızın gerektiği bir yaklaşım her ne kadar zor olsa da vaat ettikleri oldukça cazip. Esasen o kadar da düşünmediğim bir bakış açısı kazanmamı sağladı diyebilir. Kesinlikle tavsiye ederim, hatta muhtemelen ara ara geri dönüp tekrar tekrar elime alacağım bir kitap olacak **Bilinçli Bebek.** ## Yeni Annelere Mucize Çözümler – Tracy Hogg ve Melinda Blau https://elokis.com/yeni-annelere-mucize-cozumler — 2017-12-31 **Yeni Annelere Mucize Çözümler** kapağında da karşımıza çıktığı gibi Newyork Times’ın en çok satanlar listesinden bir kitap. Tracy Hogg bu bebek bakımı konularında ün yapmış insanlardan bir tanesi. Hatta kendisine bebeklere fısıldayan kadın diyorlarmış. Kendisi bunu bebekleri gözlemlemeyi öğrenmesine bağlıyor. Gün Yayıncılık’tan çıkan kitap 416 sayfa. Çevirisini Aslı Kalem Bakkal yapmış. **Yeni Annelere Mucize Çözümler**’in sunduğu en iyi çözüm anneyi psikolojik olarak rahatlatması bence. Tracy Hogg’un her şeye öylesine ılımlı ve anlayışlı bir yaklaşımı var ki, seçiminiz ne olursa olsun bundan suçluluk duymak zorunda olmadığınızı düşünmenizi sağlıyor. “Tabii ki şöyle yaparsanız daha iyi olabilir; ama çeşitli nedenlerle böyle yapmayı tercih etmiş olabilirsiniz, önemli olan annenin psikolojisinin iyi olması. Zorunlu olarak istemediği bir şeyi tercih eden annenin bebeğine iyi davranması mümkün olmaz.” tarzı bir yaklaşıma sahip olması kendi psikolojik sağlınızın her şeyinden önünde olabileceğini, kesinlikle ama kesinlikle gözardı etmemeniz gerektiğini öne çıkarıyor. Hemen hemen her konuda bilgi mevcut. Yenidoğanınız ve ilerleyen dönemlerde bebeğinizle yaşayacağınız olası hemen hemen bütün sorunlara çözüm sunuyor. Hatta taşıyıcı annelik, evlat edinme, tüp bebek, prematüre bebekler gibi konulara dahi değiniyor. Hepsinden önemlisi ise Tracy Hogg **Yeni Annelere Mucize Çözümler** kitabında kendi geliştirip adına E.A.S.Y. tekniği dediği beslenme, aktivite, uyku ve sizin zamanınızı kapsayan aşağı yukarı 3 saatlik bir düzenden bahsediyor. Her bir aşamayı bir bölümde ayrıntılı şekilde anlatıyor. Benim gördüğüm kadarıyla bazı bebekler böylesi bir rutini kendiliğinden oluşturuyor, bazıları ise kesinlikle karşı çıkıyor. Kendi rutini olanlarda dahi atak dönemleri gibi bazı zamanlarda rutin şaşabiliyor. O nedenle saat kısmına sıkı sıkıya bağlı kalmamak veya illa ki olacak diye zorlamamak kaydıyla değerlendirilebilir bir sistem. Şahsi deneyimimde neyse ki bebeğimiz zaten ağırlıklı olarak kendince böyle bir rutine sahip. Bu anlamda gerçekten çok şanslıyız. O nedenle **Yeni Annelere Mucize Çözümler** kitabından esasen yararlandığım noktalar; ağlamanın ilk aylarda bebeğin tek iletişim kurma aracı olduğunun farkına vararak bebek ağladıkça sinir krizine girmeyip ne anlatmaya çalıştığını anlamaya çalışmak, bebeğin farklı durumlarda farklı şekilde ağladığına dikkat etme gerekliliği ile sağladığı psikolojik rahatlık. O rahatlık paha biçilemez bence. :) ## Mahallenin En Mutlu Bebeği – Dr. Harvey Karp https://elokis.com/mahallenin-en-mutlu-bebegi-dr-harvey-karp — 2017-12-14 **Mahallenin En Mutlu Bebeği** acemi ebeveyn okumalarımdan ilkini oluşturdu. Ebeveynlerin okuması için en çok tavsiye edilen kitaplardan bir tanesi. Özge Meliha Düzgün’ün çevirisiyle Yakamoz Kitap’tan çıkan **Mahallenin En Mutlu Bebeği** 382 sayfadan oluşuyor. Dr. Harvey Karp son derece meşhur, ünlülerin falan çocuklarını götürdüğü bir çocuk doktoru. **Mahallenin En Mutlu Bebeği**’nde bebeklerin ağlama krizlerine odaklanıyor Dr. Karp. Eksik kalan dördüncü üç aylık dönem teorisinden bahsediyor. Evrimsel süreçte bütün hayvanların yavruları nasıl hayatta kalabileceklerse o yönleri gelişmiş halde doğuyor; ama sadece insanlar böyle değil. İnsanların hayatta kalabilmesini sağlayan şey gelişmiş beyinleri ve fakat hayatta kalma seviyesinde gelişim göstermiş bir bebeğin beynini içinde barındıran kafasıyla doğal yollardan doğum mümkün değil. Hal böyle olunca bebekler olması gerektiğinden 3 ay daha erken doğuyorlar. O nedenle ilk 3 ay gaz problemleri, ağlama, hareketlerini kontrol edememe gibi sorunlar yaşıyorlar. Bu dönemi en rahat şekilde atlatmanın yolu da Beş Temel Prensip adını verdiği hareketler dizisi olduğunu söylüyor. Beş Temel Prensip kundaklama, bebeğin yan ya da yüzükoyun durması, şşşş sesi, sallama ve emmeden oluşuyor. Kundaklama; bebeğin uzuvlarını kontrol edememesinden kaynaklı sürekli hareketi önlüyor, ayrıca ona anne karnındaki sıkışık ve sıcak ortamı sağlamayı hedefliyor. Yan ya da yüzükoyun yatma; bebeklerin kendilerini en iyi hissettiği pozisyon olarak gösteriliyor. Bunu da yine evrim teorisiyle şu şekilde açıklıyor: Yan ya da yüzü koyun yatma annesinin sırtına tutunmuş ya da kucağında duran bir maymun pozisyonudur, o nedenle güven verir, sırt üstü duruş ise ağaçtan düşme hissine referans olur. Şşşş sesi; bebeğin anne karnında duyduğu sestir. Sesi kaynağı da annenin damarlarından akan kandır. Sallama; ağlama krizindeki bir bebeğin sakinleşmesini, bir anlamda kendine gelmesini sağlıyor. Sallamanın bebeğin o anki ihtiyacına uygun şekilde yapılması büyük önem arz ediyor. Emme; pastanın üstündeki kiraz misali işin keyif kısmı diyor Dr. Karp. Hızlı bir çözüme ihtiyaç duyuyorsanız Dr. Karp’ın videolarını izleyerek Beş Temel Prensip’i öğrenebilirsiniz. Pratik bilgiye aç, çaresiz bir ebeveyn için kesinlikle videoları tavsiye ederim. Yok ben hamile olduğumu öğrendiğim andan itibaren kendime bol bol vakit ayırıp bu konuda okumalar yapmayı düşünüyorum derseniz okumanızı tavsiye ederim. Kendi adıma videoları izledikten sonra kitabı okudum, yine de çok şey öğrendiğimi düşünüyorum. Bir süre bu tarz kitaplar geleceğini de bu vesileyle açıklamış olayım. :) ## Okusama wa Joshikousei – My Wife is a High School Girl https://elokis.com/okusama-wa-joshikousei — 2017-02-16 **Okusama wa Joshikousei** mangadan uyarlanan, yaklaşık 24 dakikalık 13 bölümden oluşan bir anime. Serinin PlayStation 2 ve Dreamcast için yapılmış oyunu da bulunmakta. 2002-2007 yılları arasında yayınlanan manganın **Okusama wa Joshikousei** anime serisi 2005 yılında yayınlanıp bitiriliyor. Manga ve anime arasında farklar var mı acaba? **Okusama wa Joshikousei**’in başında ve aralarda sürekli geçen ve bir süre sonra bıkkınlık getiren Asami’nin bir konuşması var: "Ben Asami, herkesten gizli; ama ben aslında evliyim. Kocam aynı okuldan İchimaru Kyousuke hoca." gibi bir konuşma. Gerçekten bıkacaksınız baştan söylüyorum. Neyse Asami’nin de sürekli anlattığı gibi kendisi 17 yaşında lise öğrencisi, kocası da aynı okuldan 25 yaşındaki öğretmeni İchimaru Sensei. Asami'nin en büyük derdi de karı koca olmalarına rağmen henüz hiç sevişmemiş olmaları. Açıklama ise gayet basit ve Asami’nin babası tarafından sürekli karşımıza çıkarılıyor. Baba evliliğe izin verirken bizim hocaya sözleşme imzalatıyor, Asami mezun olana kadar hiçbir türlü yakınlaşma olmayacak diye. O yüzden zaten sürekli kapıdan bacadan damlayıp geliyor Asami’nin babası. En küçük bir yakınlaşma girişiminde dalıyor hemen sahneye. Aynı zamanda hocanın işini kaybetmemesi için okuldan da kimsenin bilmemesi gerekiyor evli olduklarını. Bundan sonra biraz standart yeni evli sorunları, biraz evliliklerini gizleme çabası sırasında başlarına gelenlerle geçiyor bölümler. Kocası eve geç geldiği için Asami’nin duyduğu yalnızlık hissi ve parkta gördüğü bir kediye bağlanması, onu eve almak istemesi gibi... Okuldaki başka bir genç hoca olan İwasaki’nin veya komşunun İchimaru’ya asılması gibi... Bu gibi anlarda Asami’yi en çok üzen şeyin "Ne oluyor size ben onun eşiyim, benim yanımda nasıl böyle şeyler yapmaya kalkarsınız?" diyememesi... Sonunda İwasaki o kadar çok bastırıp zorla evlerine dalıyor ve sadece bir sevgililik ilişkisi sandığı şeyin evlilik bağı olduğu gerçeğini öğreniyor. Hiçbir şey söylemeden çekip gidince İchimaru çok korkuyor, hatta yanlış anlaşılma yüzünden istifa mektubunu bile veriyor okula; ama İwasaki konuşup çözüyor konuyu "Tabii ki söylemeyeceğim ne sandın beni?" dercesine. Anime başladığında Asami 2. sınıfa gidiyor. Okul değiştirdiğine ya da İchimaru’nun okula yeni geldiğine dair bir bilgi hatta ima dahi yok. Bu durumda evlenmeye karar verdiklerinde zaten aynı okulda öğretmen ve öğrenci olmaları gerekiyor. Nasıl tanışıp nasıl işleri ilerlettiler de evlilik noktasına geldiler anlamak ve bilmek maalesef mümkün olamıyor. Büyük göğüs ve dolgun kalça vurgularının, seksi görüntülerin de her şeye rağmen oldukça ön planda olduğunu söylemekte yarar var. İyi seyirler... Açılış Müziği: Ayako Kawasumi’den [Love Love! Chuっ Chuっ](https://www.youtube.com/watch?v=606mIqyucsQ)! Kapanış Müziği: Ayako Kawasumi, Aya Endo, and Shiho Kawaragi’den [Ai no Koneko](https://www.youtube.com/watch?v=tio26-gzyhc) ## My Dady Long Legs – Watashi no Ashinaga Ojisan https://elokis.com/my-dady-long-legs — 2017-02-16 **My Dady Long Legs** 1990 yapımı 40 bölümlük bir anime. Jean Webster’in yazdığı Daddy-Long-Legs adlı romanı temel alınarak oluşturulmuş. **My Dady Long Legs**’in yönetmenliğini ise Kazuyoshi Yokota ve Masakazu Higuchi paylaşıyor. Bir yetimhanede başlıyor hikaye. Kahramanımız Judy neşeli, asi, biraz sakar; ama iyilik dolu ve yazmayı seven bir kız. Onca talihsizliğe rağmen yazdığı bir yazı nedeniyle son anda burs hakkı elde ediyor. Kendisine burs veren insanı son anda kapıdan çıkarken güneşin açısıyla iyice uzamış gölgesindeki bacaklarıyla gördüğü için ona bu adı takıyor: **My Dady Long Legs – Watashi no Ashinaga Ojisan**. Bursu veren kişi adını gizliyor, yardımcısı aracılığıyla iletişim kuruyor sadece ve koşul olarak ona sürekli yazmasını istiyor. Böylece Judy Abott’un zengin kızlar arasındaki lise hayatı başlıyor. Tabii ki yetimhaneden geldiğini saklıyor arkadaşlarından, her ergen kız gibi o da özeniyor çevresindekilerin eşyalarına, kıyafetlerine, zengin akrabalarına ve ailelerine... Oda arkadaşlarından birinin garip dayısını karşılama görevi kendisine veriliyor bir gün. Jervis Pendleton’u karşılıyor ve çok da güzel vakit geçiriyorlar. Bundan sonra aralıklarla görüşüp birlikte vakit geçirmeye de başlıyorlar. Uzun bacaklı amcası onun için yaz tatilleri de dahil her şeyi ayarlıyor. Hatta bazen Judy’nin istediği şeyleri yapmasına izin vermeyerek.. Judy çok bozulsa da yetimhaneye dönmeme isteği ağır bastığından, sahip olduğu her şeyi sağlayan bu kişi olduğundan mecburen boyun eğiyor. İster istemez sorguluyorsunuz "Allah Allah ne var yahu gidiversin kız arkadaşlarıyla ne olacak ki nedir yani bu abisinden koruma isteği" diye düşünürken ilerleyen bölümlerde nedenini de öğreniyoruz. Bu arada Judy ve Jervis Pendleton arasında bir yakınlaşmalar, bir duygular beliriyor; ama Judy bir yandan da sorguluyor tabii, acaba kendisi için bu mümkün mü? Yetimhaneden geldiğini söyleyemediği bu insan acaba bunu öğrenince de onu sever mi? Judy’nin standart genç kız gelgitlerini bol bol göreceksiniz. Hikayenin sonunda Jervis Pendleton hastalanıyor, eriyip çöküyor dağ gibi adam; ama Judy yetişince iyileşiyor sanırım bir anda. :D Şaka bir yana Judy mezuniyet konuşmasında yetimhaneden geldiğini ve bu şansı ona sağlayan sponsorundan bahsediyor onu nihayet görebileceği umuduyla, kalabalığın arasında olduğu umuduyla; mezuniyetin ardından gözleri hala onu ararken yardımcısı gelip çok hasta olduğunu söylüyor. Apar topar arabaya atlayıp evine gidiyorlar ve Judy sonunda kendi gözleriyle **My Dady Long Legs – Watashi no Ashinaga Ojisan** dediği sponsorunun aslında Jervis Pendleton olduğunu görüyor. Jervis dayanamayıp onunla tanışmaya geldiğini, sonra da olayların geliştiğini sevmeye başladığını; ama yetimhaneye karşı görevi gereği Judy okumaya devam ederken böyle bir ilişki içine giremeyecekleri için gizlediğini anlatıyor. Sanırım ondan sonra mutlu mesut hayatlarına doğru ilerliyorlar. :) Bu kız lise öğrencisi, yeni mezun oldu 18 yaşında ya var ya yok; ama bu adam kesin üniversiteye de gitmiştir ve Judy liseye başladığında bile iş adamı olarak görülüyordu demeyin. Olur öyle yaşın ne önemi var ki? ;) Açılış Müziği: Mitsuko Horie’den [Growing Up](https://www.youtube.com/watch?v=62IyqPseRKU) Kapanış Müziği: Mitsuko Horie ve SHINES’ten [Kimi no Kaze](https://www.youtube.com/watch?v=jGKYQDBDAgM) ## Tuhaf Kütüphane – Haruki Murakami https://elokis.com/tuhaf-kutuphane-haruki-murakami — 2017-02-04 **Tuhaf Kütüphane** sanırım Haruki Murakami’nin şu an için en son dilimize çevrilen eseri. Diğer uzun kitapların yanında minik haliyle şaşırtıyor ilk ele alınca. Sonra öğreniyorsunuz ki “Büyükler için masal tadında bir hikaye” imiş kendisi. Gerçekten de öyle. Doğan Kitap’tan çıkan **Tuhaf Kütüphane** sert kapaklı, kalın kuşe kağıda basılmış, bol bol çizimler barındıran, 65 sayfalık bir hikaye. Sürekli kütüphaneye gidip kitap okuyan bir çocuktan bahsediyor **Tuhaf Kütüphane**. Bir gün yine kütüphaneye gidiyor, aldığı kitapları geri veriyor, sormak istediği birkaç kitap olduğunu söyleyince kütüphane görevlisi onu bodrumda bir yere yönlendiriyor. Burada karşılaştığı yaşlı adam öyle güzel betimleniyor ki, aslında çizime gerek bile yok. Garip bir konuşma tarzı var yaşlı adamın, bir de sürekli azarlıyor. Korkuyor kahramanımız ondan. Korkuyla birkaç kitap istiyor. Yaşlı adam arkada bir kapıdan geçip uzun süre görünmüyor. Geri geldiğinde elinde kalın kalın 3 kitap var. “Kütüphaneden çıkartılması yasak bu kitapların.” diyor yaşlı adam, “Okumak istiyorsan burada okumak zorundasın.” Ve kahramanımızı adeta bir labirent olan koridorlardan geçirip okuma odası yazan bir yere götürüyor. Orada Koyun Adam ile karşılaşıyorlar. “Kent kütüphanelerinin bütçesi hep azdır, böyle bir labirenti bırak minik bir labirent yapmaya bile yetmez.” diye düşünüyor kahramanımız. Yemeğe geç kalırsa annesinin endişelenmesinden korkuyor bir yandan da; ama yaşlı adamdan daha çok korkuyor. Hem zaten kimseye hayır diyemeyen biri değil mi? Sonunda bir hücreye kapatılıyor, elindeki kitapları 1 ay içinde ezberlerse özgürlüğüne kavuşabileceğini söylüyor yaşlı adam. O gittikten sonra da Koyun Adam bunun gerçek olmadığını söylüyor. Kitapları ezberlediğinde yaşlı adam onun beynini yiyecek; çünkü bilgiyle dolu olan beyin yumuşacık ve çok lezzetli olur imiş. Kütüphaneler sadece kitap ödünç vermek olamaz ki, kütüphanelerin ne çıkarı olacak öyle olursa. Bütün kütüphanelerde böyle yerler var. Bütün kütüphanelerde yapılıyor bu. Bu arada Koyun Adam her yeri gerçek koyun postuyla kaplı kısa bir adam. Yaşlı adamdan o da çok korkuyor, istemese de söylediklerine uymak zorunda yoksa kurtlarla dolu bir küpte 3 gün geçirir. Çok korkunç... Üstelik yaşlı adam arka cebinden çıkardığı sopayı Koyun Adam’ın yüzüne vurunca ona karşı gelemez oluyor. Sopanın sihirli bir gücü mü var acaba? Kahramanımız istemese de sıkıntıdan kitapları okumaya başlıyor ve çok ilginç bir şekilde okuduğu her şey aklında tamamen kalıyor. Kendisi kitabın yazarıyor oluyor sanki... Akşam yemeğini bir kız getiriyor, çok güzel bir kız. İşaretlerle konuşuyor ve ağlayıp sızlanmamasını söylüyor. Hilalde kaçılabilir çünkü, yaşlı adam o zaman deliksiz uyur. Birlikte kaçabilirler. Koyun Adam da dahil olmak istiyor. O gün gelince kız kendisinin muhtemelen gelemeyeceğini; ama daha sonra kaçacağını söylüyor. Koyun Adam onu hücreden çıkarıyor, sessiz olmaları gerektiği için yürürken gıcırdayan yeni deri ayakkabılarını geride bırakmak zorunda kalıyor. Defalarca kaybolduktan sonra labirentten çıkmayı da başarıyorlar. Kapıyı açıyorlar ki yaşlı adam karşılarında! Yanında da çocukken kahramanımıza saldıran köpek. Köpeğin ağzında kendi kuşu. Korku, üzüntü, dehşet... Köpeğin ağzındaki minik kuşun kıpırdanmaya ve sonra büyümeye başlamasıyla yerini alan şaşkınlık, umut... Kuş kocaman bir hal alıp yaşlı adam ve köpeği duvara sıkıştırıyor. “Siz kaçın, ben sonra geleceğim.” diyor kuş kılığına girmiş kız. Kaçıyorlar koşarak. Kendilerini bir parkta yere atıyorlar daha fazla koşamayarak. Kahramanımız kendine geldiğinde ise Koyun Adam ortadan kaybolmuş oluyor. Eve döndüğünde kuşunun gerçekten de olmadığını görüyor. Annesi ne ayakkabılarını soruyor ne de üç gündür nerede olduğunu. O da kuşunu sormuyor. Sanki hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorlar; ama kahramanımız bir daha kütüphanelere hiç gitmiyor. Rüya mı gerçek mi olduğunu ayırt edemediği bu olayların sonunda kuşunun ve ayakkabılarının artık var olmadığı gerçeğinden başka bir şey kalmıyor elinde... Tevekkeli büyükler için değil **Tuhaf Kütüphane**. Zaten kütüphaneleri pek kullandığımız söylenemez, bir de böyle korkarlarsa çocuklar ne olur halimiz? Büyüklere özgü olarak kalsın **Tuhaf Kütüphane**. Şöyle bir oturup ayaklarınızı uzattığınızda alın elinize, okuyuverin hemen. Sessizce kapatın kapağını. Duymasın bizim kütüphaneciler. :) ## Nerima Daikon Brothers https://elokis.com/nerima-daikon-brothers — 2017-02-01 **Nerima Daikon Brothers** öyle sık sık karşımıza çıkan türden bir anime değil. Müzikal komedi olmakla birlikte çocuklara yönelik olmadığı kesin. :D Mangadan uyarlanan anime Shinichi Watanabe yönetmenliğinde 12 bölüm olarak yayınlanıyor. Bölümler 24-25 dakika sürüyor. Hideki ve İchiro kardeşler ile kuzenleri Mako **Nerima Daikon Brothers** adında bir grup kuruyor. Nerima semtindeki tarlalarında Japon turbu (daikon) yetiştirip kazandıkları paralarla bu alana bir konser alanı kurmak ve burada konser vermek en büyük hayalleri. (Gereksiz bilgi olarak; Japon turbunun Japonya’da en çok tüketilen sebze olduğuyla ilgili anket sonuçları mevcuttur.) Tarla işlerini daha ziyade Hideki yapıyor, İchiro geceleri bir eğlence mekanında erkek konsomatris olarak çalışıyor. Hatta buranın en iyi konsomatrisi. Mako’nun ise ne iş yaptığı belli değil, Hideki’nin kendisine olan aşkından yararlanıp lüks şeylere harcamak için sürekli olarak Hideki’den para istemeye geliyor. Evlerin ortasındaki tarlanın bir kenarında da sahne var. Burayı aynı zamanda ev olarak kullanıyorlar. Tarla evlerin ortasında olduğu için ne zaman prova yapmaya kalksalar komşular şikayete başlıyor. Sürekli birileri kandırıp paralarını almaya çalışıyor. Ne zaman paraya ihtiyaçları olsa bir bankanın dansçı kızları müzik eşliğinde giriyor ekrana yanlarında bir bankamatikle. Danslarını yapıyorlar, bankamatikten para çıkıyor, müzik duruyor, kızlar dansı bırakıp silinerek sahneden çıkıyor ve bankamatiği de yanlarında götürüyor. Ne zaman birinin paraya ihtiyacı olsa aynı sahne geliyor. Bir de ihtiyaçları olduğu zaman başvurdukları bir adam var. Yüzünü göremiyoruz, para hariç her şeyi ödünç veriyor. Ödünç vermek için şarkı söylemelerini bekliyor sadece. Bir de panda var, tarladan turp çalmaya başlayıp onların yanından ayrılmaz oluyor. Gerektiğinde de yardım ediyor. Sabah, öğle, akşam Japon turplu yemekler yiyorlar. Sonradan yanlarına bir de polis memuru katılıyor. Başta onları yakalamak için uğraşsa da tarlaya göz diken Başbakan’ın çalışmaları karşısında dayanamayıp **Nerima Daikon Brothers** ayrı olmamalı düşüncesiyle yine onlara yardım ediyor. Gerçi bu hali sürekli Jerry’i yakalayıp yemeye çalışan; ama öldüğünü sandığı bir anda yaşatmaya çalışan Tom’u hatırlatmıyor değil. Bol müzikli ve eğlenceli bir anime arıyorsanız **Nerima Daikon Brothers** uygun; yalnız seks çağrışımlı sahnelerin varlığını unutmayalım. :) **Nerima Daikon Brothers Müzikler:** Açılış Müziği: [Ma·Ji·Ya·Ba](https://www.youtube.com/watch?v=6rPWle7tShE) Kapanış Müziği: [Berima](https://www.youtube.com/watch?v=i1Xe5ClWMjE) Şarkıları **Nerima Daikon Brothers** – Hideki, İchiro ve Mako’yu seslendiren sırayla Shigeru Matsuzaki, Shoutarou Morikubo ve Ayano Matsumoto söylüyor. NOT: Açılış müziğinin paylaştığım klibinde 1:03’te başlayan hareketin devamında bir el işareti göreceksiniz. Bazı ülkelerde OK, yani tamam anlamında kullanılıyor, bizde edilgin eşcinsel erkekler için kullanılıyor. Japonya’da ise bu el işareti para anlamına gelir. Öğrenin, anlatıp arkadaşlarınızı şaşırtırsınız. :D ## İçimizdeki Şeytan – Sabahattin Ali https://elokis.com/icimizdeki-seytan — 2017-01-30 **İçimizdeki Şeytan** Sabahattin Ali’nin 2. romanı. 1940’ta yayınlanıyor. Tabii ki KYK’dan çıkan Sabahattin Ali Bütün Eserleri – Eleştirel Basım baskısından okudum. **İçimizdeki Şeytan** bu baskıda 263 sayfadan oluşuyor. **İçimizdeki Şeytan** bol bol kişisel düşüncelere yer veriyor. Macide Balıkesir’de eskiden zengin; ama artık eski zenginliği kalmamış, yine de gururlarına toz kondurmamak için öyleymiş gibi yaşanan bir evin kızı. Ezkaza müzik yeteneği keşfedilmiş, ezkaza okula devam edilmesine izin verilmiş bir Anadolu kızı. Yine ezkaza İstanbul’a eğitime gönderiliyor. Ailesinden aylık olarak gelen paranın karşılığında aynı kendi evleri gibi eskiden zengin olup artık paraların suyunu çektiği; ama bunun kimseye belli edilmediği, ev halkının bile öyleymiş gibi davranmadığı bir akrabalarında kalıyor. Macide’nin özelliği “Her şey benim dışımda, tesadüfen oluyor.” düşüncesiyle umursamadan öylece hayatına devam etmesi, etrafındaki her şeyin farkında olup iki yüzlü insanlardan nefret etmesine rağmen öylece devam etmesi. Ömer de yine aynı yerden, İstanbul’da bir yandan üniversitede okuyup diğer yandan postanede çalışan (gerçekte ne okula ne de postaneye uğradığı yok), kendi içinde düşünceleriyle bir dev olmakla birlikte iş harekete geçmeye gelince hiçbir şey yapmayan, sürekli ertelemeyi tercih eden biri. Çok mantıklı düşüncelerinin yanında zayıflığı nedeniyle yaptığı kötü şeyler için de içindeki şeytanı suçlayan biri. Bir gün vapurda Ömer ve Macide’nin yolları birleşiyor. Ömer ilk görüşte aşık oluyor Macide’ye. Uzaktan akraba olduklarını da öğrenip teyzesinin evine sürekli Macide’yi görmeye gidiyor. Aşkını itiraf edip karşılık görüyor. Bu arada Macide’nin babası öldüğü için daha fazla para gelmeyince Macide’nin kaldığı akrabaları huysuzlanmaya başlıyor. Sürekli Ömer’le buluşup gece geç vakitlerde gelmesinin verdiği rahatsızlıkla da bir gece Macide’yi bekleyip artık para gelmediğini, annesinin aylardır tek kelime cevap vermediğini, Macide’nin artık karar vermesi gerektiğini, sürekli ona bakamayacaklarını ağızlarını açıp gözlerini kapayarak söylüyorlar. Macide gurur yapıp üç beş eşyasını toplayarak gece evden çıkıyor ve karşısında az önce ayrıldığı Ömer’i görüyor. Ne yapacağına dair hiçbir fikri yokken Ömer onu evine, daha doğrusu kaldığı odaya götürüyor. Evleniriz diyorlar. Hızlı bir birliktelik ve bir anda resmi olmasa da evlilik ikisinin de hayatını oldukça değiştiriyor. Para sıkıntıları çok kısa bir süre içinde etkisini göstermeye başlıyor. Bu nedenle Ömer çok tatsız şeyler yapıyor. Sürekli arkadaşlarından borç alıyor. Arkadaşları da ünlü gazeteci, şair, yazar geçinip pisliğe bulanmış insanlar. Dünya’da iyi kalpli insanlar hala var düşüncesinin tek kaynağı olarak Ömer’i gören postanedeki yaşlı bir görevliyi kasadan para çalması için tehdit bile ediyor. Sonra iyi yanı bu parayı kullanamayacağına karar verip kendisinden para isteyen ve gizli işler çeviren bir arkadaşına veriyor. Zaten başını yakmasına neden de bu oluyor. Birlikte yaşadıkları bu dönemde Cahide Ömer’in aslında ne kadar zayıf, kendisine ne kadar muhtaç olduğunu görüyor. Ona yardım etmesi, onun yanında olması gerektiğini, yoksa Ömer’in hiçbir şey yapamayacağını görüyor. Arkadaşım dediği insanların ne kadar sefil yaratıklar olduklarını görüyor. Macide’nin eski hocası, aynı zamanda Ömer’in arkadaşı çıkan Bedri de Macide’ye eskiden beri gizli bir aşk duymakla birlikte ikisinin mutluluğu için elinden geleni yapıyor. Sürekli para yardımı yapıyor. Her ne kadar bu yardımlar Bedri’nin ailesini rahatsız etse ve hatta Bedri’nin ablası gelip Macide’ye kızsa da... Macide’yi Ömer’in arkadaşları konusunda uyarıyor. Hep sessiz sedasız olan Bedri’nin bu meşhur arkadaşlarla ilgili şu sözleri dikkat çekici: “Hakikaten kuvvet sahibi olanlara haset ve imkansızlıkla baka baka nihayet kuvveti en büyük, en tapılmaya layık bir mevcudiyet olarak kabul etmişler... Şimdi öyle bir nazariye yapıyorlar ki, anası aciz ve mahrumiyet... Bu gibi fikirleri doğuranlar, daima, ezilmeye, yok olmaya mahkum olduklarını hisseden zümrelerdir. Bağırırlar, çağırırlar, ellerine fırsat geçerse suni olarak sahip oldukları bu iktidarı en vahşi bir şekilde kullanmaya kalkarlar; fakat nihayet hayatın ebedi kanunlarının pençesi altında çiğnenir ve mahvolurlar...” (KYK, Sabahattin Ali, Bütün Eserleri – Eleştirel Basım kitabının içinde yer alan **İçimizdeki Şeytan** – s. 465-466’dan alıntılanmıştır.) Bedri daha başka bir sürü tespitte bulunuyor. Dikkatle okuyunca tanıdık geldiğini göreceksiniz. Yılları gösteren rakamların öneminin olmadığını, bazı davranışlardan ders alınmadığını ve insanların kendilerinden önce gelenler gibi davrandıklarını göreceksiniz. Romana dönecek olursak; Ömer verdiği para nedeniyle tutuklanıyor. Macide Bedri’den bu haberi almadan öncesinde evi terkedip intihar etme düşüncesiyle Ömer’e bir mektup yazıyor. Olayların bu şekilde gelişmesi ayrılma kararını ertelemesine neden oluyor. Bedri ile Ömer’i ziyarete giden Macide haklılığını onaylıyor; çünkü Ömer soğuk davranıyor Macide’ye. Son görüşme gününde Bedri’yle buluşmak için gittiği kafede Ömer’in meşhur arkadaşlarını görüyor Macide. Bedri’yi sormak için gayrı ihtiyari yöneldiği sırada hepsi görmezden geliyor, Macide’ye Ömer’in yanında sarkıntılık etmeye çalışan insanlar şu an kocası yargılandığı için görmezden geliyor onu. Macide bir kez onaylıyor düşüncesini. Bu olaylar olmadan önce yazdığı mektubu vermeye karar veriyor bugün Ömer’e; ama Ömer Macide’yi görmek istemiyor. Bedri’yle konuşuyor sadece. “Çıkıyorum bugün; burada çok düşündüm. Zayıf olan bendim, içimde şeytan falan yok. Belki uzun sürede değişirim; ama bunun için yalnız olmam lazım. Macide’yi görürsem yapamam, onun yanında olmak isterim, ona sarılmak isterim, bu şekilde de hiçbir zaman değişmem. Macide’yi sana emanet ediyorum. Onu en az benim kadar seversin, ister kardeş olarak ister eş olarak al yanına. Gidecek yeri de kimsesi de yok. Belki başta istemez; ama alışır zamanla, ne de olsa kötü bir erkeğe rastladı. Ben bugün tahliye oluyorum, ama yolumuz ayrı.” diyor. Kapıda vedalaşıp ayrılıyorlar. Ömer bir yöne, Bedri başka bir yöne... Bedri Macide’yle buluşup kısaca Ömer’in anlattıklarından bahsediyor çekine çekine. Macide onaylıyor. Macide’nin eşyalarını almak için eve doğru giderlerken bir his, geri bakmasını söyleyen bir his kaplıyor Macide’nin içini. Dayanamayıp dönüyor ve Ömer’i görüyor. Bedri’nin Ömer’in kolunu tuttutuğu yerden tuttuğu kolunu bırakıp bakıyor. Ömer hemen başını önüne eğip devam ediyor yürümeye. Macide’nin elini bir kez tutarsa bırakamayacağını düşünüyor çünkü. Sonra kayboluyor. Bedri Macide’ye “Hep onu seveceksin, unutamayacaksın.” derken Macide öyle olmadığını söyleyerek Ömer’e vermek için cebine koyduğu mektubu gösteriyor Bedri’ye. Her şeye rağmen... “Ben unuturum. Ablana da bakarım, daha genç, yaşar uzun süre.” diyor ve hikayemiz burada noktalanıyor. Başlarda sanırım çok hoşuma gitmedi, elime alamıyordum bir türlü kitabı; ama son gelişmeler akşam bitirene kadar elimden bırakmamı engelledi. Yine bir Anadolu şehrinde başlayan hikaye, nesiller arası ticaret anlayışındaki fark ile el değiştiren servet, alışınca kaçılamayan lüks ve ilginç gurur, dışı ve içi çok farklı olabilen insanlar, iç düşünceler, zayıflıklar, mecbur olunanlar, para için yapılanlar... ## Neon Genesis Evangelion (Shin Seiki Evangerion – Yeni Başlangıç Öğretileri) https://elokis.com/neon-genesis-evangelion — 2017-01-26 **Neon Genesis Evangelion** 1995-96 yılları arasında gösterilmiş, Hideaki Anno’nun yönetmenliğini yaptığı, hemen hemen 23 dakikalık 26 bölümden oluşan bir anime. Genel olarak sağladığı başarı nedeniyle meşhur animeler arasında yer alıyor. **Neon Genesis Evangelion** psikolojik öğeleri çok kullanıyor. Anime gelecek Tokyo’sunda geçiyor. 15 yıl önce kutup bölgesinde inanılmaz bir patlama gerçekleşiyor. İkinci Darbe deniyor buna. Orada tam olarak ne olduğunu insanlara açıklamıyorlar. Melek denilen devasa yaratıklar var. Nerden, neden geldikleri bilinmiyor, öyle saldırıyorlar. BM’ye bağlı NERV adlı gizli kuruluş da Meleklerle savaşmak için Evangelion isimli robotlar geliştiriyor. Bu robotları sadece 14 yaşındaki uygun çocuklar kullanabiliyor. Komutan İkari bu kuruluşun başında ve çeşitli araştırmalar, gizli projeler yürütüyor. Komutan İkari’nin oğlu Shinji babasından ayrı yaşıyor ve araları kötü. Bir gün babası onu yanına çağırınca hem şaşırıyor hem de gidiyor; ancak gerçek şu ki bir sonraki Evangelion pilotu olarak seçilmiş ve babasının çağırma nedeni sadece bu. Zaten baba-oğul karşılaşması gibi bir şey göremiyoruz. İşin daha kötü kısmı Shinji’nin hiçbir şeyden haberi yokken üsse gelir gelmez haydi Evangelion, kısa adıyla Eva’ya atla ve Melek’le savaş diyorlar. Shinji ne oluyor, yapamam ben bunun için gelmedim diye isyan ederken saldırının etkisiyle bir şeyler yıkılıyor ve tam da bu sırada Evangelion 01 fişe takılı olmamasına rağmen elini kaldırıp Shinji’yi koruyor. E haliyle yakınlaşma kaçınılmaz hale geliyor. Eva 01 ve Shinji arasında bir bağ oluştuğunu söylemeye gerek yok sanırım. İlk pilot Rei adında bir kız. O da normal değil, sonra zaten neler neler çıkacak ortaya. 3. Pilot ise Almanya’dan geliyor. Onun da kendini beğendirme, bir birey olarak kabul edilme sorunları var. Eva pilotluğunu da bu amaçla yapıyor. Dışarıya karşı ise kendinden emin, kendini beğenmiş bir kız. Adam Projesi denilen bir proje var. Adam kutup bölgesinde bulunan ve uyanmasının İkinci Darbe’ye neden olduğu söylenen ilk Melek; ancak Komutan İkari sağlam birine benzemiyor, dolaplar dolaplar... İkinci Darbe’den sağ olarak kurtulan tek bir kişi var, o da Katsuragi Misato. O da babasını affedemiyor, ondan nefret ettiğini söylüyor; ama sonunda babası gibi birine aşık olduğu için de kendini suçluyor. Shinji ise ölümle burun buruna gelip kişisel bir hesaplaşma anı yaşıyor. Neden insanların onunla ilgili kötü düşünmesini istemediğiyle ilgili hesaplaşmalar. Aslında herkes bir şeylerden kaçıyor. Sadece kaçılan şey farklı. Bir de bu derece ilerlemiş şeyler yapan bilim insanlarının hala Adem ve Havva inancına takılıp kalması garip geldi bana. Zaten çeşitli dinlerden unsurlar da fazlaca yer alıyor. Neyse Melekler gelmeye devam ediyor, savaşlar da devam ediyor. 4. pilot olarak Shinji’nin okuldan arkadaşı seçiliyor. İlk savaşında herkes ölmenin eşiğindeyken Eva 01 uyanıp Melek’i öldürüyor ve başına çöküp öldürdüğü Melek’i yemeye başlıyor. Bu noktada herkes dehşete kapılmışken NERV’deki bilgisayar uzmanı Akagi Ritsuko zırh gibi görünen şeylerin aslında Eva’yı kontrol altında tutmak için var olduğunu, Eva’nın gerçek yüzünün bu olduğunu itiraf ediyor. Ayrıca Eva 01 bilim adamlarının üstünde çalıştığı S2 Machine dedikleri şeyi kendi kendine gerçekleştiriyor, yani öldürdüğü Melek’in kolunu koparıp kendi kopmuş koluna takıyor ve o kolu kendi parçası haline getiriyor. Bu olaylar olurken Eva 01’in kontrolünü tamamen kaybeden ekip Shinji’yi de kurtaramıyor. Shinji özel bir sıvıyla dolu kabinin içinde gözle görülemez bir hal alıyor. "Daha önce de böyle bir şey oldu ve kurtarma başarılı olamadı." diyen Ritsuko’nun bu sözlerinin aslını sonra öğreniyoruz. Shinji ise bu halde görüntüler görünüyor. Bu aynı zamanda Shinji’nin annesi ve Komutan İkari hakkında da birçok şey öğrendiğimiz yer oluyor. Henüz öğrencilik döneminde sivrilen bilim insanı aslında İkari Yui, yani Shinji’nin annesi oluyor. İkari Gendo Yui’ye çalıştığı örgüt nedeniyle yakınlaşıp evleniyor ve Yui’nin soyadını alıyor. Yui Evangelion yapımı çalışmalarında bulunuyor ve ilk test pilotluğunu yapıyor. İşler ters gidip de şu an Shinji’nin bulunduğu forma geçince maalesef kurtarılamıyor. Shinji de annesi ve babasını görüyor. Babası ve annesi arasında şöyle bir konuşma geçiyor: - İkinci Darbe’nin daha yeni olduğu bu cehennemde yaşayabilecek mi? - Yaşamaya çalışırsan her yer cennet olabilir. Yaşadığı için, yaşadığı müddetçe mutlu olma şansı var. İkari Yui’nin ölümünden sonra İkari Gendo çok değişiyor. 1 hafta ortadan kayboluyor ve sonra yeni bir proje başlatıyorum diye geri geliyor. Yanında da bir tanıdığımın çocuğu ilk pilot Rei’i getiriyor. Rei’in İkari Yui’ye benzerliği dikkat çekiyor. Bu arada Ritsuko’nun annesi ve Komutan İkari arasında bir ilişki var. Rei bir gün Akagi’nin olduğu yere geliyor kaybolduğunu söyleyerek. Rei’in konuşmasından hoşlanmayan Akagi onu Komutan İkari’ye şikayet etmekle tehdit edince Rei "O öyle söylüyor zaten. İnatçı, işe yaramaz diyor." diyor. Akagi kendini kaybedip Rei’i muhtemelen öldürüyor ve bir silah sesiyle Akagi de yere uzanıyor. Melekler savaşlar devam ediyor diğer yandan. Asuka rezalet halde. İç çekişmesi pilotluk yapmasına engel oluyor. Kendinde tek değer olarak gördüğü pilotluğu yapamadıkça daha da kötü hissediyor kendini. Rei Shinji’yi kurtarmak için kendini feda ediyor, sonunda Rei’in bulunduğu kabin bulunuyor. Ekibin başındaki Ritsuko nedense bunun gizli kalmasını emrediyor. Rei hastanede ve Komutan İkari’nin hesap verdiği, aslında ipleri çeken gizli üst örgüt Seele’ye Rei’in yaşadığını söylemiyorlar, Komutan İkari onun yerine Ritsuko’yu sunuyor onlara. Asuka ile birlikte gelen Misato’nun eski erkek arkadaşı da çift taraflı çalışıyor; bazı gizli bilgileri öğreniyor ve ortadan kaybolmadan önce bu gizli bilgilerin olduğu bir kapsülü Misato’ya veriyor. NERV üssünde gizli bir bölümün kapısında Ritsuko, Misato ve Shinji’yi görüyoruz. İçeri giriyorlar, Rei’in odası, Rei’in doğduğu yer, başarısız olan Evangelionlar’ın mezarı, İkari Yui’nin kaybolduğu yer de burası. Evalar’ı pilotsuz çalıştırmak için kullanılan model kabinin merkezi, sıvı dolu tankın içinde de bir sürü Rei. Yani Rei model kabinin kendisiymiş aslında. "İnsan Tanrı’yı buldu, ele geçirmeye çalıştı. Ceza olarak İkinci Darbe gerçekleşti 15 yıl önce. Bulunan Tanrı yok oldu; ama insan kendi eliyle Tanrı’yı yeniden hayata getirmeye çalıştı ve Adam’ı yarattı. Adam’dan Tanrı’ya benzeyen insanları yani Evalar’ı yarattı. Eva da aslında insan; ama ruhu yok. Bu şekilde yaratılıp ruhu olan tek vücut Rei." diye açıklama yapıyor Ritsuko. Dışarıda ise şehir yıkılıyor. Herkes başka yerlere taşınıyor. Asuka hiçbir işe yaramıyorum diye isyanlarda. Shinji yalnızım kimse kalmadı diye isyanlarda. Bu sıralarda da 5. çocuk geliyor üsse. Adı Kaoru. Rei ile konuşup "İkimiz de aynıyız, Lilim’in şeklini aldık." diyor. Daha sonra anlıyoruz ki Lilim dediği aslında insan. Kaoru’nun son Melek olduğu ortaya çıkıyor. Doğrudan üssün içinde saldırıyor; ama Shinji durdurup dışarıya çıkarmayı başarıyor. Zorlu bir sürecin ardından Kaoru’nun da bu sonu kabul edip Shinji’yi ikna etmesiyle Kaoru’yu öldürüyor. Suçluluk duygusu tabii ki var; ama bundan kurtulma çabası da. Komutan İkari’nin asıl projesi İnsanlık Araç Projesi sonunda faaliyete geçiyor, son bölümde bu projenin içindeki Shinji’yi görüyoruz. Proje herkesin ruhunda eksik olan bir nokta olduğu gerçeğinden yola çıkıp her şeyi başa döndürerek bu eksikliği doldurma amacını taşıyor. Proje herkese uygulanınca da "Herkes tek olacak!" deniyor. İzlemeye başladıktan sonra hatırladım ki **Neon Genesis Evangelion**’u birkaç yıl önce de izlemiştim; ama tamamen unutmuşum. Bu yazıların asıl nedeni de bu değil mi zaten? 😇 Yukarıda da bahsettiğim gibi psikolojik öğelerin ön planda olduğu bir anime. Severim böyle türleri; ama işin içinde çok fazla yön olup da her şey açıklanmayınca, dallanıp budaklanınca kendimi aptal gibi hissedip üzülmüyor da değilim. :( **Neon Genesis Evangelion** serisi filmlerini izledikten belki aydınlanırım. Siz de eski oluşuna bakmayın, izleyin. :) **Neon Genesis Evangelion** Açılış Müziği: Yoko Takahashi’den [A Cruel Angel’s Thesis](https://www.youtube.com/watch?v=LREJIqOSfP8) **Neon Genesis Evangelion** Kapanış Müziği: Claire Littley’den [Fly Me to the Moon](https://www.youtube.com/watch?v=QPbiYZao3ls) ## Muv-Luv Alternative: Total Eclipse https://elokis.com/muv-luv-alternative-total-eclipse — 2017-01-26 **Muv-Luv Alternative: Total Eclipse**, bir çok ürünün arasında " Durun bunun animesini de yapalım." denilerek ortaya çıkmış desek yeri. Muv-Luv 2003’te yetişkinliklere yönelik oyun olarak çıkıyor. Devam oyunları, mangalar, hikayeler derken 2012’de **Muv-Luv Alternative: Total Eclipse** adlı tefrika roman animeye dönüştürülüyor. Anime serisi ortalama 24:30 dakikalık 24 bölümden oluşuyor. Yönetmenliğini Masaomi Ando yapıyor. Dolu dolu 24 bölüm, olaylar olaylar, toparlayıp yazmak gözümü korkutuyor resmen. Bir yerden başlamak lazım ve başlıyoruz: Yıl 1967. İnsanoğlu Marslılarla ilk kez temas ediyor. Yalnız bu bir hayli kötü sonuçlar doğuruyor. Tek amacı insanlığı yok etmek olan uzaylılar, BETA, ile 1. Ay Savaşı yapılıyor. 1973 yılına gelindiğinde ise BETA ilk kez dünyaya ayak basıyor. Sonra 1997 yılına zıplayıp esas kızımızın gençliğini görüyoruz. Esas kızımız Yui Takamura Japonya’da Yüzey Pilotluğu Eğitim Okulu’nda öğrenci olarak çıkıyor karşımıza. Bu arada dünyada birçok yer BETA işgaline uğramış, birçok insan ülkesini kaybetmiş ve Japonya da zor bir durumda. 1998’de o kadar zor durumda ki öğrenciler bile bir anda kendilerini savaşın ön saflarında buluyor, Yui 5 arkadaşını bu ilk savaşlarında kaybediyor. Hem de BETA tarafından yenilmek üzereyken kendisine daha öncesinde öldürmesini yalvarır halde. O savaşın sonunda kendine geldiğinde düşünüyor: "Yaşayanlar ölüleri saymayı ne zamandan beri bıraktı acaba? Dünya gerçekten yok oluşa doğru mu gidiyor acaba?" 3 yıl sonra Alaska’daki Birleşmiş Milletler’e ait Yuukon Üssü’ndeyiz. BETAlarla savaşmak için Taktik Yüzey Savaşçıcı – TSF denilen robotlar kullanılıyor ve ülkesini kaybetmiş ülkeler TSF üretim ve geliştirme faaliyetlerine BM bünyesinde bu gibi üslerde devam edebiliyor. Kahramanlarımız da Japon-Amerikan TSF geliştirme ekibi, XFJ Projesi’nde çalışan insanlar. Bu ekip çok uluslu. Projenin başında Yui Takamura var. Plotlar Amerika’dan Yuuya Bridges; Japon-Amerikan melezi, babasını tanımıyor, dedesi başta olmak üzere insanlardan Japonlarla ilgili hep kötü şeyler duyduğu için kendini sadece Amerikan olarak tanıtıyor. Aynı zamanda Japon olduğunu inkar ediyor. İsveç’ten Stella Bremer; büyük göğüsleri ve nişancılığıyla öne çıkıyor. İtalya’dan Valeria Giacosa; uzun boylu uzun saçlı yakışıklı İtalyan erkeği imajında ve sürekli birilerine asılıyor. Nepal’den Tarisa Manendal; kısa boylu, esmer tenli yenilgiyi kabul edemeyen bir pilot. Ekibin en yüksek rütbelisi, komutanı da Türkiye’den İbrahim Doğulu; vakti zamanında daha yüksek rütbeliyken emirleri hiçe sayıp BETAlardan kaçan mültecilere yardım ettiği için rütbesi düşürülüyor. Bir de Sovyet ekip var. Meşhur Scarlet Twins denilen kızlar Cryska ve İnia. Bu kızlar da başlı başına bir proje. Bir tür çalışma sonucunda oluşturulmuşlar, harika bir pilotluk sergiliyorlar. İnsan ilişkileri ise ağırlıklı olarak çok kötü. Küçük olan İnia Yuuya’ya ilgi duyuyor. Böylece Yuuya Cryska’nın da dikkatini çekiyor. Yuuya ve Yui başlarda hiç anlaşamıyor. Projenin bir yer varamayacağını savunuyor; ama zamanla hem buzlar çözülüyor, hem de yakınlaşmalar ve kıskançlıklar başlıyor. Hikayemizdeki esas kızın Yui olduğunu söylemiştik, esas oğlan da Yuuya. Kendini beğenmiş Japon düşmanından "Bu projeyi başarılı hale getireceğim. Herkes Japon TSF’lerinin en iyisi olduğunu görecek." noktasına geliyor. Bağımsız çalışmaların yanında ortak çalışmalar da yapılıyor. Bunlardan bir tanesi de Kamçatka’da savaş saflarında yapılacak. Sovyet üssünde kalıyor bütün ekipler. Japonların geliştirdiği yeni bir silah var TSF için. Yui ikna ediyor herkesi ve gizli olmasına rağmen silahı Kamçatka’ya getirtiyor. İlk gün silah görücüye çıkıyor ve inanılmaz bir başarı sergiliyor. Hiç gerçek savaşa katılmamış Yuuya bu silahla dünya rekorunu kırınca herkesin gözüne batmaya başlıyor. Diğer ekiplerden kimse sevmiyor Yuuya’yı. Sovyet ekibi İnia ve Cryska’yı da sevmiyor; ama bunun nedeni başka. Ön saflarda savaşanlar hep Sovyetlerin işgal ettiği ülkelerden çocuklar, Rusları kaçırıp geri kalanları savaşa zorluyorlar. Dönelim plana. Sonraki BETA saldırısında nedense silah çalışmıyor; ama ekibi yine de sahaya çıkmaya zorluyorlar. BETA’lar bitti derken bir anda yer altından üsse doğru gelen bir grup fark ediliyor. Yui ve İbrahim bir dolaplar döndüğünü anlıyor çoktan. Telsizler ve iletişim kanalları kapanıyor. Meydandaki BETA’lar bitmesine rağmen Sovyetler pilotlara yerlerinden ayrılmama emri veriyor önce, sonra da pilotlara birbirlerinden ve üsten uzakta noktalar belirleyip geri çekilme emri verilirken üstekilere de üssü boşaltma emri veriliyor. Tabii ki bütün alet edevat geride kalacak şekilde. Yui ve hangarda saklanmış bir personel geride kalmayı başarıyor. Vincent elindeki radyoyla zar zor Yuuya’ya ulaşıp Yui’nin geride kalıp silahı yok etmeye çalıştığını haber vermeyi başarıyor. Silahı yok etme çalışmaları ise pek başarılı değil, sistem çalışmadığı için. Hangara BETA’lar saldırıyor, her şey bitti derken Stella ve Yuuya Yui’yi kurtarıyor. Yuuya’nın fazla hasarlı TSF’si kaçmayı başaramıyor. Savaşıp köşe sıkışmışken bu kez Sovyet ekip gelip Yuuya’yı kurtarıyor. Uçaklar görünüyor, yardıma geldiklerini düşünen Sovyet ekip bir anda üstlerine inen bombalardan hiç de öyle olmadığını anlıyor. Sonra bir anda Lazer Sınıfı BETA’lar çıkıyor ortaya ve uçakları yok ediyor. Sovyet ekip bunlarla savaşmak için giderken diğer yandan Scarlet Twins geride iz kalmamasını sağlamak için bu ekibi yok etmek amacıyla peşlerinden gönderiliyor ve her şey örtbas edilmiş oluyor. BM bütün bu olanlardan sonra bir zahmet bu çalışmayı iptal ediyor. Bir sonraki etkinlik Yuukon Üssü’nde farklı ülkelerden ekiplerin birbirlerine karşı savaşması üzerine kurulu. Bu kez Amerika’dan da bir ekip geliyor. Yuuya ile araları iyi değil tabi. Aşk meşk, kıskançlık, rekabet olayları arasında üsse çok sistematik bir saldırı gerçekleştiriliyor Mülteci Kurtuluş Cephesi tarafından. İstekleri gerçek özgürlük ve eşitlik. Bardaki arkadaşları Natalie de onların arasında; ama bizimkilere bilgi vermeye çalışırken bir arkadaşı tarafından öldürülüyor. Teröristler bu bölgede bulunan bir laboratuvardan da haberdar. BETA’lar üzerinde deney yapılan bir laboratuvar... Oradaki BETA’ları salıyorlar. Amerikalılar, Ruslar, teröristlerin içlerindeki hainler herkes bir şeyler saklıyor, Dünya böylesine kötü bir durumdayken bile herkes birbirini yok etme derdinde. Sonunda ise sanki kimse başka hiçbir şey yapmamış gibi BETA’ları yok etme derdine düşüyor. Teröristler başarısız olduklarını görünce intihar ediyor. Teröristlerin de içlerindeki hainlerin de Master dedikleri bir adam var. Bu adam neyin nesi ve amacı ne acaba? Hain grubunun başı Crsyka ve İnia’nın başka bir moda geçmesini sağlıyor. Her şeyi yok etme modu! Gel gör ki kızların içindeki Yuuya aşkı işe yarıyor ve Yuuya’yla savaşırken son anda eski hallerine dönüyorlar. Sonuç; yaralılar, ölüler, açıklamalar... İnia hastanede yatıyor. Yui Japonya’ya çağırılıyor. Projeye devam edilmeme ihtimali var. Gitme hazırlığında Yuuya kesinlikle geri dönecek diye veda etmiyor. Yui de döneceğim diyor. Gitmeden önce Cryska çıkıyor karşısına. "Sana söylemem gereken bir şey var. " Kapanış müziğini görüyoruz ama sabredin sonrasında minicik bir kısım daha var. Cryska: Düşmanız demek oluyor. Yui: Hayır, daha karmaşık ve zorlu. Cryska: Düşmandan daha zorlu olan şey nedir? Yui: Aşk rakibi. Bitti. Haydi geçmiş olsun. Bence oldukça sürükleyici bir anime. Nasıl bitmiş 24 bölüm anlamıyor insan. Her şeyden biraz biraz var içinde. Aynen hayatın kendisi gibi... 2016 başlarında bu seriden Schwarzesmarken romanları da animeye uyarlanmış. Ona da bakalım :) Açılış Müzikleri: Koda Kumi’den [Go to the Top](https://www.youtube.com/watch?v=yKqE4TcYuDQ) ve Aki Hata’dan [Doubt the World](https://www.youtube.com/watch?v=kpXf2u4dp7Y) Kapanış Müzikleri: Minami Kuribayashi’den [Signs – Sakutsuki Hitoyo-](https://www.youtube.com/watch?v=bDGcH1gwh5c) ve Ayami’den [Revise the World](https://www.youtube.com/watch?v=aA7eFSvLL2E) ## Muteki Kanban Musume https://elokis.com/muteki-kanban-musume — 2017-01-18 **Muteki Kanban Musume** (Yenilmez Servis Elemanı)**;** Jun Sadogawa’nın yazdığı mangadan uyarlanan, 2006 yapımı, 12 bölümlük bir anime. Bölümler yaklaşık 25 dakikadan oluşuyor. Yönetmenliğini ise Nobuo Tomizawa yapıyor. Kahramanımız Miki Onimaru annesinin işlettiği ramen dükkanında çalışıyor çalışmasına ama ne teslimatları tam vaktinde yapıyor ne de aslında doğru düzgün işe yarıyor. Faydadan çok zarar veriyor desek yeri. 20 yaşında olmasına rağmen çocuk akıllı, çok enerjik, dövüşçü ama diğer yandan da yardıma ihtiyacı olanların yardımına koşan biri. Karşılarında fırını olan Megumi Kannazuki okuldan arkadaşı ve sürekli Megumi ile Miki sürekli kavga ediyor. Megumi ne yaparsa yapsın bir türlü kazanmayı başaramıyor. Bir de Kankuro Nishiyama var. O da okul döneminde Miki’den çok çekmiş, 4 yıl aradan sonra döndüğü şehirde Miki’yi yenip intikamını almak ve hayata devam edebilmek umuduyla Miki’ye sürekli meydan okuyor. Her seferinde daha sefil halde yenilse de... Bu dalaşmaları, Miki’nin annesinin tepkileri gibi aslında ekstrem bir ailenin günlük hayatını izliyoruz. :) Açılış Müziği: Masami Okui’den [Wild Spice](https://www.youtube.com/watch?v=gJwgFuzpS1s) Kapanış Müziği: Naozumi Takahashi’den [Mutekina Smile](https://www.youtube.com/watch?v=xfUTPlsmH2k) ## Prof. Dr. A. Gürhan Fişek’in Vefatı https://elokis.com/prof-dr-a-gurhan-fisek — 2017-01-17 **Prof. Dr. A. Gürhan Fişek** hocamızı kaybetmişiz. Eğitim hayatımız boyunca pek çok öğretmenimiz olur; ama bir elin parmağını geçmeyen, saygı, sevgi duygularını sonuna kadar hak ederek içimizde uyandıran, bizi çok etkileyenleri çıkar ya arada; işte Gürhan Hoca onlardan biri benim için. Yüksek lisans eğitimi için dahil olduğum [Siyasal Bilgiler Fakültesi](http://www.politics.ankara.edu.tr)’nde derslerini alma şansına eriştim. Hiçbir şey anlamadığım bu bölümde çabalamama vesile olmuş, 22 yaşımda artık kaybettiğim hayal etme yeteneğini yeniden kazanmamı sağlamış insan... Tıp doktoruyken Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne katılıp profesör olmuş, [Fişek Enstitüsü](http://www.fisek.com.tr)’nü kurmuş, inandığı şeyler uğruna çalışmış bir insan. Sadece 2 yıl dersini almış olmama rağmen hayranlıkla baktığım insanlardan biri. Şu an Gürhan Hoca’yı düşününce aklımdan geçenler şunlar: Tonton amca görüntüsü, okula gelince içilen Türk kahvesi, bize ısmarladığı kuşburnu çayları (Ne içersiniz diye sormazdı hiç. Herkese kuşburnu çayı ısmarlardı. Sağlıklı demek ki.:)), işçi sağlığı ve iş güvenliği, meslek hastalıkları, halk sağlığı, Çalışma Ortamı dergisi, Fişek Enstitüsü, çalışan çocuklar, gecekondu bölgelerindeki kızlara dersler, çalışan çocuklar resim sergisi, hayal etmek ve söylediği şu söz: "Çalışan çocukların ilk ellerini tutarım; çünkü elleri çok şey anlatır. Ne iş yaptıklarını söyler bir kere." (Tabii ki kullandığı kelimeler tam olarak bunlar olmayabilir, üstünden 7-8 yıl geçmiş.) Gürhan Hoca da [Pars](http://cerideimulkiye.com/?p=32805) ve [Alpaslan Hoca](https://tr.wikipedia.org/wiki/Alpaslan_I%C5%9F%C4%B1kl%C4%B1)’ya katıldı demek. Bir yanım daha eksildi sanki. Huzur içinde uyu Gürhan Hocam. Mekanın cennet olsun! ## Kuyucaklı Yusuf – Sabahattin Ali https://elokis.com/kuyucakli-yusuf-sabahattin-ali — 2017-01-10 **Kuyucaklı Yusuf**, Sabahattin Ali’nin üç romanından ilki. Tan gazetesinde yayınlanmaya başlanmasına rağmen bu yayın kesintiye uğruyor ve **Kuyucaklı Yusuf** ancak 1937’de kitap olarak karşımıza çıkıyor. Ben KYK’dan çıkan Sabahattin Ali Bütün Eserleri – Eleştirel Basım baskısından okudum. Eleştirel bölümde kitaplar, Sabahattin Ali’nin kişisel eşyaları arasından çıkan müsveddeler ve gazete tefrikaları arasındaki farklar yer alıyor. **Kuyucaklı Yusuf** bu farklılıkların gösterildiği kısım hariç bu kalın baskının 223 sayfasını kaplıyor. Hikayeye gelecek olursak; Yusuf kuyucak köyünden, küçücük yaşında ailesinin hiç yoktan evlerinin ortasında katledilmesine tanıklık etmiş bir köylü çocuğu. Saldırganlarla kavgaya bile tutuşuyor, bu sırada sağ elinin baş parmağı kopuyor ama adamların korkup kaçmasını sağlıyor anlattığına göre. Salahattin Bey o dönem ilçe kaymakamı, bu çocuğa çok acıyor ve evine alıyor. Salahattin Bey gençliğini dolu dolu yaşamış, orta yaşlara gelince ise bir anda artık hayatını biriyle paylaşması gerektiği düşüncesine kapılıp kendinden oldukça küçük bir kızla evleniyor. Şahinde ile başlarda bir şeyler paylaşmaya çalışsa da bunun imkansız olduğunu anladıkça hayat enerjisi, bir şeylere olan inancı ve evde vakit geçirme isteğini tamamen kaybediyor. Tek bir bağı kalıyor geriye; kızı Muazzez. Masum, güzel bir kız... Şahinde zaten her şeyden şikayet ederken tabii ki Yusuf’tan da şikayet edip kıyameti koparsa da Salahattin Bey’in alttan alışı, Yusuf’un Salahattin Bey’e olan saygısından Şahinde’ye sesini çıkarmaması, Yusuf’un Muazzez’e bakıcılık etmesi bir süre sonra Şahinde’nin de susmasını sağlıyor. Kaymakamın Edremit’e tayini çıkıyor. Zorunlu olarak ilk okulu okuyup başka hiçbir şeyle ilgilenmeyen Yusuf herkesten uzak, her şeye ilgisiz, sadece ve sadece Muazzez’le ilgili, ona kıyamayan bir hayat sürdürmeye başlıyor. Kaymakam ne kadar uğraşsa da Yusuf’u ilme heveslendiremeyince sonunda o da salıyor ipin ucunu. Yusuf bol bol aylaklık ederek, kaymakamın aldığı küçük tarla ve zeytinliğin işlerine göz kulak olarak günlerini geçirip büyüyor. Bu sürede Muazzez güzel bir güzel bir kız olarak 15 yaşına geliyor ve o dönemde doğal olarak genç erkeklerin ilgisini çekmeye başlıyor. Fabrikatör Hilmi Bey ve oğlu Şakir sapık eğlenceleri ve zenginlikleriyle meşhur ilçede. Olaylar gelişiyor ve Şakir gözünü Muazzez’e dikiyor. Kaymakam’ın hayır demesini engellemek için bütün aile dolaplar çevirmeye başlıyor. Anne Şahinde’yle ahbaplığı ilerletip Muazzez’e, Şahinde’ye sürekli hediyeler vererek gözlerini boyamaya çalışıyor. Baba oğul kaymakamı kumar borcuna sokuyor. Sonunda da kızı istediklerini söylüyorlar. Şahinde dünden razı, kaymakam önce kabul etmese de borcun etkisiyle sonradan kabul etmeye meylediyor. Bu sırada Yusuf tarlaya çalışmaya gelen bir kadın ve kızıyla ilgilenmeye başlıyor. Kendisi de köylü olduğu için bu insanlara daha yakın hissediyor kendini sanırım. Yardım olsun diye erzak alıp evlerine gitmişken işin içinde bir şeyler olduğunu, bu ana kızın daha önce Hilmi Bey’in yanında çalıştığını öğreniyor. Anne başlarına gelenleri anlatırken Şakir’in yakın arkadaşı Hacı Ethem kapıda görünüyor, kadını sıkıştırırken Yusuf Şakir’in boğazına sarılıyor ve arada derede bıçaklanıyor. Muazzez ve Şakir işi ciddiye binip kaymakam da artık pes ederken Yusuf ana kızın hikayesini anlatmasını istiyor kendine ve babasına. Tahmin edildiği üzere Şakir Kübra’ya sarkıntılık ediyor, tuzaklar kurup sonunda da emeline fazlasıyla ulaşıyor. Tehdit edip Yusuf’a tuzak kurmak amacıyla yardım etmelerini istiyor. Mecbur kalıp başta kabul etmiş gibi olsalar da kız isyan edince Yusuf’a hikayeyi anlatmaya başlıyorlar ve olayların ondan sonraki kısmını zaten biliyoruz. Bunları duyunca kaymakam ve Yusuf karşı çıkıyor; ama ne Şahinde’ye ne de Muazzez’e bir şey söylemiyorlar. Muazzez ve Yusuf bu konuda atışırken Muazzez de isyan bayrağını çekiyor. Sessiz sedasız Yusuf’a aşkını ilan ediyor, karşılıklı olduğunu öğreniyor. Sevinçten uçmaları gerekirken Yusuf tutturuyor olmaz bu iş diyerek kendini geri çekmeye. Ayrıca kaymakamın kumar borcu için bakkal arkadaşı Ali’den borç alıyor. Karşılığında da Ali’nin Muazzez’le evlenmesine izin vererek. Ortalıkta net bir şey söylenmese de herkes kendi çapında düğün hazırlıklarına başlıyor, Ali çok heyecanlı. Tam bu sıralarda başka bir arkadaşlarının düğününde alkolün de etkisiyle Şakir silahını çekip Ali’yi vuruyor. Kimse ne şahitlik yapmak istiyor ne de olaya başka şekilde dahil olmak. Zar zor şahit yazılanlara Hacı Ethem para verip yalancı şahitliğe ikna ediyor. Jandarma komutanına da daha yüklü bir rüşvetle silahı değiştiriyor. Herkes aynı yolun yolcusu esasen. Kimse Şakir’in beraat etmesine şaşmıyor. Bütün bunlara rağmen Muazzez’den kaçmaya devam ediyor, karşılıklı aşklarına rağmen aynı evin içinde dahi duramayan iki genç. Yusuf’u güçlükle yakalayan Muazzez böyle devam ederse başkalarına gideceğini ima ediyor. Yusuf sinirlenip evden çıkıyor yine; ama aklına takılıyor sürekli bu laf. Geri dönüyor, öğreniyor ki Muazzez Şahinde ile Hilmi Bey’in bağ evine gitmiş. Çarşıya gidip atlı araba kiralıyor. Bahçedeki Muazzez’i olduğu gibi kapıp kaçıyorlar. Arkadaşı bir süre sonra Şahinde’ye haber veriyor. Edremit’te herkes onları kardeş sandığı için kimsenin aklına kötü bir şey gelmiyor. Şahinde de kalbi iyice kötüleşen kaymakama bir şey olduğunu sanıyor. Apar topar eve dönüyor ki kimse yok. Jandarmaya başvuruyorlar aransınlar diye. Çevre köylere aramaya giden jandarmaların hepsi işleri ne kadar ağırdan alabiliriz acaba yarışında oldukları için sonuç almaları pek mümkün olmuyor. Birkaç gün sonra bir adam Yusuf’un kiraladığı atlı arabayı getiriyor. Kaymakama götürüyorlar hemen. Adam diyor; “Bir şeyleri yok evleniyorlar, buraya dönmeye niyetleri yok, haber vermek için beni gönderdiler.” Kaymakam adama dil döküp birlikte dönmeye ikna ediyor. Gidip Yusuf’la konuşuyor: “Evin halini biliyorsun oğlum, siz de olmazsanız ben nasıl yaşarım?” diyerek dönmeye ikna ediyor. Bir süre sonra her şey unutuldu sanılarak hayata devam ediliyor. Kaymakam Yusuf’a kaymakamlıkta katiplik işi ayarlıyor. Memur oluyor Yusuf, Muazzez çok mutlu. Kader de ağlarını örmeye devam ediyor. Kaymakam kalp krizi geçirip ölüyor. Yeni kaymakam genç biri, Hilmi Bey’le hemen ahbap oluyor ve takıyor kafayı Yusuf’a. Yusuf’a vergi tahsildarlığı görevi verip sürekli komşu köylere gitmesini sağlıyorlar. Yusuf günlerce haftalarca eve dönmüyor, ekonomik durumları giderek daha da kötüye gidiyor, Şahinde isyan edip eğlencelere gidiyor. Sonunda kızını da ikna edip onu da götürmeye başlıyor, hediyelere yapıyor yine. Bir süre sonra eğlenceler Şahindelerin evinde yapılmaya başlanıyor. Muazzez’i alkole alıştırıyorlar. Hilmi Bey, Şakir, kaymakam ve jandarma komutanı baş misafirler. Bir gün Yusuf eve erken dönüyor ve bir haller olduğunu anlıyor; ama korkuyor düşünmekten bile. Şahinde’yle konuşuyor, yalvarıyor ona karısını olduğu gibi bırakması için. Yine göreve gidiyor, ama ulaşabildiği ilk köyde hasta olup yatağa düşüyor. Kalkabildiği ilk an geri dönüp evdeki içki alemini görüyor. Silahını çıkartıyor, düşüp sönen lambanın bıraktığı karanlığın içinde sessizliği silah sesleriyle bozuyor. Çıt çıkmayan odaya sesleniyor sonra: “Muazzez!” “Yusuf!” “Gel Muazzez” “Geldim Yusuf” Muazzez’i kaptığı gibi atına atlıyor ve yine kaçıyorlar. Bir süre sonra Muazzez’in vurulduğu anlaşılıyor. Karanlık, soğuk bir gecede sığındıkları ağacın altında sabaha çıkamıyor Muazzez. Boynunda vurulduğunu görüyor Yusuf. Donmuş toprağı kazarak karısını gömüyor, bu bir türlü kendini ait hissedemediği topraklardan, hayattan uzaklaşmak istercesine, devam etmesi gerektiği düşüncesiyle yola devam ediyor. Kitap böyle bitiyor. Düşüncelerime gelecek olursak; kadınların çoğunun ancak eğlence ve zengin koca peşinde olduğu, memurların o zaman da işlerini yapmadığı, paranın her kapıyı açtığı, rüşvetin kol gezdiği, halkın devlete ne inandığı ne de dahil olmak istediği, insanların daha o zamanlardan “Aman şahit yazarlar” düşüncesine sahip olduğunu görmek oldukça üzücü. Diğer taraftan da düşünmekten kendini alamıyor insan. Acaba yerleşik hayata geçerek mi bu hale geldik? Göçebe halde yaşarken insanlar böyle davranabiliyor muydu? Hani yiğitlik, dürüstlük, çalışmak değil miydi asıl fazilet? Türk milleti hep mi böyleydi? Eğer cevap hayırsa, hangi noktada bu hale geldik? ## Neo Angelique Abyss https://elokis.com/neo-angelique-abyss — 2017-01-06 **Neo Angelique Abyss**, Angelique serisinin bir yan ürünü olarak çıkmış. Neo Angelique adlı oyuna dayanıyor. Angelique de aynı şekilde oyun, manga ve anime denemesi olan bir çalışma. 2008’de başlayarak 13 bölümlük 2 sezon halinde yayınlanıyor. İkinci sezon **Neo Angelique Abyss Second Age** olarak adlandırılmış. **Neo Angelique Abyss** en açık haliyle bir kızcağızın etrafında toplanan ve onun için kul köle olan yakışıklı erkekler üzerine kurulu desek pek de yanlış olmaz. Tabi konu daha farklı ama olsun her anında bunu hissediyor insan. Öyle dalyan gibi uzun boylu, yakışıklı, elinden her iş gelen, kibar erkek karakterleri seviyorsanız hiç düşünmeden izleyin. :D Konuya gelecek olursak; animenin geçtiği dünya Arcadia’da ara ara Thanatos diye yaratıklar çıkıyor ortaya ve yakaladığının bütün enerjisini sömürüp kupkuru bırakıveriyor. Bu Thanatosları yok etmenin tek yolu arındırma. Bunu yapabilen de çok kişi yok. Kutsal Şehir şövalyeleri ağırlıklı olarak savaşıyor; ama diğerleri de var. Bunlardan bir tanesi Nyx. Yakışıklı mı yakışıklı, beyefendi mi beyefendi, zengin mi zengin, becerikli mi becerikli bir karakter. Nyx bu Thanatoslarla savaşmak için kendi çapınca bir topluluk kurma peşinde. Sağda solda haberini aldığı kişileri grubuna dahil ediyor. Hali hazırda Rayne adlı ülkenin belki de en geç profesörünü almış yanına. Asıl kahramanımız Angelique ise ailesini Thanatos saldırısında kaybetmiş, doktor olup insanları kurtarmayı amaçlayan, kendi halinde bir lise öğrencisi. Bir gün Angelique’nin okulunun yöneticisi olan Nyx görüşmeye gelip diyor ki: ‘Angelique Angelique sende çok büyük bir güç var, gel bizim ekibe katıl, gel birlikte Hidamari Konağı’nda yaşayalım, hep birlikte Thanatoslarla savaşalım, doktorluktan daha çok insan kurtarırsın bu şekilde, hem Noblesse Oblige var bak.’ diyor. Bu Noblesse Oblige de çok sevdiğim başka bir animede daha geçiyor. Japonlar seviyor demek ki. Nyx bu ifadeyi ‘Eğer elinde bir şeyi yapma gücü varken yapmıyorsan bu da suçtur.’ diye açıklıyor. Animeye geri dönecek olursak, Angelique sonunda kabul ediyor. Ekibe daha başkaları katılıyor: Aslında bir insan eseri bir biyolojik silah olan JD. Kutsal Şehir’de Gümüş Şövalyeler arasındayken ayrılıp kendini Angelique’ye adayan Hyuuga. Bir de kedi takılıyor Angelique’nin peşine; Ervin. Bu kedide bir şey var ama derken en sonunda görüyoruz tabii ki. Ayrıca gazeteciler Bernard ve Roche var. Onlar da Angelique’ye yardım etmek için ölüp bitiyorlar. Zaten sonradan anlaşılıyor ki meğer Bernard zaten akrabaymış. Hatta ailesi öldükten sonra bir süre Angelique’ye o bakmış falan. Başta güzel güzel Hidamari Konağı’nda yaşayıp Thanatoslarla savaşıyorlar. Görmelisiniz; her akşam Angelique için yemek yapma yarışına giren yakışıklı erkek karakterler. Angelique’nin Kraliçe Yumurtası olduğunu öğrenince (yani çok yüksek arındırma gücü var, herhangi bir alete de ihtiyaç duymuyor) ünleri artıyor. Aynı oranda düşmanları da sanırım. En büyük düşman da Thanatosların asıl kaynağı olan Erebos adlı mutlak kötülük. Asıl sürpriz şimdi! (Bu araya gerilim müziği giriyor işte kafanızda dinleyin:)) Erebos Nyx’i ele geçirmiş onun içinde yaşıyormuş. Nyx kontrolü kaybedip Hidamari Konağı’nı yakıyor. Diğerleri zar zor kaçıyor. Her yerde bir anda oluk oluk Thanatoslar oluşmaya başlıyor. Halk suçu Angeliquegillere atıyor. Öyle ya da böyle geri dönüp eski düşmanlarını dost edinerek Erebos’u yok etmek ve Nyx’i kurtarmak için ellerinden geleni yapıyor ve başarılı da oluyorlar. Kedi Ervin Angelique’ye yol gösteren mutlak bir güç tarafından gönderilmiş yardımcı daha ziyade. Zor zamanlarda yol gösteriyor çaktırmadan. **Neo Angelique Abyss** bence güzel bir animeydi, izlerken sıkılmadım. Yakışıklı anime karakterleri hayranı olmadığım için o erkek haremini andıran sahneler biraz sıkıntılıydı; ama izlenebiliyor yine de. :) **Neo Angelique Abyss ve Neo Angelique Abyss Second Age** Müzikler: 1. Sezon Açılış: Hiroki Takahashi, Toru Oukawa, Masaya Onosaka ve Daisuke Ono’dan [Joy to the World](https://www.youtube.com/watch?v=kuCLfqbXjik) 2. Sezon Açılış: Ōbuhantā 4’ten (Hiroki Takahashi, Toru Oukawa, Masaya Onosaka ve Daisuke Ono) [Silent Destiny](https://www.youtube.com/watch?v=h2J_CKX-pS8) 1. Sezon Kapanış: Tegomass’tan [Ai Ai Gasa](https://www.youtube.com/watch?v=qTQp_lkrEcU) 2. Sezon Kapanış: Tegomass’tan [Kataomoi no Chiisana Koi](https://www.youtube.com/watch?v=bBfHz7AWUQA) ## Murder Princess https://elokis.com/murder-princess — 2017-01-05 Murder Princess Sekihiko Inui’nin 2005-2007 yılları arasında yayınlanan mangasından uyarlanan, 2007 yılında gösterilen 6 bölümlük bir anime. Yani deneme yapılıp kısa kesilmiş. Bölümler ortalama 24 dakika sürüyor. Anime sarayda bir isyanla başlıyor. Prenses gizli geçitten kaçırılıyor, hizmetçisi prensesin yerine geçiyor şeklinde klasik bir akış. Sonrasında kaçan Prenses Alita ormanda bir canavarla karşılaşıyor, korkuyla koşarken ödül avcısı Master Faris’le karşılaşıyor. Canavar peşinden gelince paniğe kapılan Prenses Alita ikisinin birden uçurumdan düşmesine neden oluyor. Düşerken bir ışık, aşağıya nispeten yavaş bir iniş ve sonucunda ruhlarının yer değiştirmesi. Ruhlar Yasası deniyormuş buna, iki kişi aynı anda ölümle karşı karşıya kalınca yer değiştirebilirlermiş. Sonuç olarak prenses ödül avcısının, ödül avcısı da prensesin vücudunda. Prenses Alita gözünün önünde devasa bir canavarı öldüren Faris’ten sarayı ve ülkeyi kurtarmasını istiyor ve ödül olarak da kendini sunuyor. Faris kabul ediyor. Yanındaki iki yaratık yardımcısı ve prensesle saraya gidiyorlar. İsyanın başındaki profesörü yeniyorlar ve Faris prensesin vücudunda taç giyiyor. Profesör geri adım atmıyor, yine saldırıyor hem de taç giyme seremonisi sonrasında yapılan geçit töreninde. Prenses canavarı öldürüyor ve halkın güvenini kazanıyor. Bu arada Faris’in vücudundaki Prenses Alita da öldürülen eski hizmetçisinin adını alarak Mirano adıyla Prenses’e hizmet ediyor. Profesör Mirano’yu kaçırmayı başarıyor. Prenses kurtarmak için gittiğinde gizemli bir savaşçı yardım ediyor. Bir de bakıyorlar ki bu gizemli savaşçı uzun süredir haber alınamayan Prens Kaito! Aman Allah’ım gerçek kral geri döndü. :D Kaito taç giyiyor, ama Kaito’yu zırhının içinde bir cadıyla işler çevirirken de gördüğümüz için aslında kötü adam olduğunu anlıyoruz çoktan. Sadece amacını bilmiyoruz; ama onu da öğreneceğiz elbet. Zaten hepi topu 6 bölüm. :D Cadı Prenses Alita’yı gizli odaya götürüp kapısını açmaya çalışıyor. Bir şeylerin ters gittiğini anlayan prenses cadıyla savaşmaya başlıyor. Bu arada cadı şu an prenses kılığındaki Faris’in köyünü yakıp babasını öldüren kişi. Prenses ve Cadı savaşırken araya zırhıyla Kaito giriyor. Çarpışma taht odasının duvarlarının yıkılmasına neden olunca Prens Kaito asıl asiler bunlar diyerek Prenses ve ekibini hedef gösterince çevreleri sarılıyor. Zar zor kaçıyorlar, prenses yaralı. Kaçarken profesörün yardımcısı robot kızları da yanlarına alıyorlar. Kızlar profesör de cadı tarafından kullanıldı, her şey Teoria yüzünden deyince Prenses Alita ‘Nedir peki bu Teoria?’ diye soruyor haklı olarak. Açıklıyoruz; Teoria geçmiş döneme ait teknolojinin kaynağı. Bir zamanlar insanlık Teoria ile bilim ve teknolojinin zirvesine ulaşıyor. Sonucunda ise bu teknolojiyle ormanlardaki canavarlar veya Faris’in yardımcıları gibi yaratıklar oluşturulup herkes birbiriyle savaşıyor. İnsanlık tamamen yok olmanın eşiğindeyken geriye kalan birkaç kişi Teoria’yı bir yere kilitleyip kullanımını yasaklıyor. İnsanlık tarihi yeniden başlarken Teoria’nın kilidini açma ve kullanma hakkı sadece bir ailenin kız çocuklarına veriliyor. Şu anki kilit kim dersiniz? Tabii ki Prenses Alita başka kim olacaktı?! Bilgiler tamam, Teoria ile her şeyi yapmak mümkün. Vücutlarına geri de dönebilirler. Kızlar bunun peşinde ama daha önemlisi kötü Prens Kaito’yu durdurmak istiyorlar. Zar zor şehre dönüp gece saraya baskın yapıyorlar. Saraydaki herkes zaten bunları beklediği için bu açıdan başarılı olduğu söylenemez. Prenses Alita, Mirano, cadı ve Prens Kaito gizli odaya giriyor. Kıran kırana mücadeleyi Prenses Alita kazanıyor; ama Teoria aktif edilmiş halde. Durdurmanın tek yolu tamamen durdurmak. Eğer bunu yaparlarsa Faris’in yardımcıları dahil eski teknolojiyle hayatta olan her şey de yok olacak. Zor bir karar olsa da sonunda durduruyorlar. Yardımcılar veda ediyor Masterlarına. 😢 Sürekli savaş meydanlarında yer alan Prenses Alita’ya düşmanları **Murder Princess** adını takıyor. Kendi çaplarında düzen kurup öyle yaşamaya devam ediyorlar işte. :) Müzikler: Açılış Müziği: BACK-ON’dan [Hikari Sasuhou](https://www.youtube.com/watch?v=8c_ARXNxO0g) Kapanış Müziği: Romi Park’tan [Naked Flower](https://www.youtube.com/watch?v=fGr4HErcyWg) ## Neoranga https://elokis.com/neoranga — 2017-01-04 Neoranga 1998 yapımı 2 sezonda 48 bölümden oluşan bir anime. 48 bölüm olduğuna bakmayın, bölümler 12 dakika dahi sürmüyor. Shimabara kardeşler ailesini kaybetmiş, abla Minami’nin evi geçindirdiği 3 kız kardeş. Bir gün evlerine bir çocuk geliyor. Barou Hanedanlığı’ndan geldiğini, yeğenleri olduğunu, ağabeyleri Masaru’nun öldüğünü, krallığın kalıtsal olarak kendilerine geçtiğini ve Barou Adası’na davet edildiklerini söylüyor. Kız kardeşler başta önemsemeseler de bedava tatil fikriyle gitmeye karar veriyorlar. Shimabara kardeşler adayı koruyan Tanrı Neoranga’yı öğreniyorlar. Taşların üstüne kazınmış şekillerin oynaması kızları o kadar da etkilemeyince Neoranga’ya seslenmeleri söyleniyor. Sonuç; sular arasından yükselen dev bir yaratık: **Neoranga**. Tokyo’daki yaşantılarına geri dönüyorlar; ama Ranga da onlarla birlikte gidiyor. Başta büyük bir kriz olsa da Amerika’nın Barou Hanedanlığı’nı tanıması gibi gelişmelerle Japon Hükümeti de geçici olarak saldırmayı bırakıyor. Shimabara kardeşler içinse Kaotik bir hayatın başlangıcı olduğu su götürmez. Siyasi olaylar, mahallelilerin tepkileri. Bahçelerinde ülke içi hatta uluslararası sorun haline gelen bir Tanrı. Ranga’nın gücünü iyilik için, adalet için kullanabileceklerine inanıyorlar. Abla Minami şirketinin batmasının ve kardeşlerinin okul paralarının da etkisiyle Ranga üzerinden gelir etmeye odaklanmış olarak çıkıyor karşımıza. Japonya’daki gizli bir örgüt olan Kyoshinkai içinde barındırdığı siyasiler aracılığıyla resmiyet kazanıyor. Kyoshin adı verilen, Ranga’ya benzeyen yaratıkları Japonya’nın çeşitli yerlerinden bulup uyandırıyor ve Ranga’ya karşı savaşıyorlar. En sonuncusu ve en güçlüsü dedikleri İbuki ile öyle bir propaganda yapıyorlar ki, insanlar İbuki diyor başka bir şey demiyor. Bence propagandanın planlama aşamasındaki sahnesi ilgi çekici. Birkaç kişilik görüşmede İbuki’yi tıpkı başka şeyleri yaptıkları gibi meşhur edeceklerini, insanların ona inanacağını söylüyorlar. Gerçeklik payı fazlasıyla olsa gerek. Uzayda bir solucan deliği oluşuyor. Buradan dünyadaki her ülkeye bir anlamda binicisi olan, Curiotes denilen insan üstü canlılarla Kyoshin geliyor. Bunların mesajı Ranga’nın yok edilmesi, yoksa dünya yok olacak! Doğal olarak herkes Shimabara kardeşlere ve Ranga’ya yüz çeviriyor. Saldırılar sonunda Ranga ağır yara alıyor. Bu arada bir gün ağabey Masaru çıkıp geliyor. Meğer ağabey ölmemiş, bir nevi evrim geçirmiş. İnsanın bir üstü, ölmeyen ve uzaydaki tek Tanrı dedikleri Tao’nun hizmetine giren biri haline gelmiş. Kyoshinler Curioteslerin araçları gibi. Amaç tek Tanrı Tao’nun korunması. Ranga ise diğerlerinden farklı. Tao her şeyi ele geçirmeye çalışırken buna karşı çıkıyor. Tao ve Kyoshinlerle savaşıyor. Hiçbir Curiotes Ranga’yı alt edemiyor. En sonunda bir insan Ranga’yı mühürlemeyi başarıyor. Öylece okyanusun altında uyumaya geçiyor Ranga, ta ki Shimabara kardeşler gelinceye kadar. Ağabey kardeşlerinden yardım istiyor Neoranga’yı yok etmek için. Yuuhi ve Minami ağabeylerini izliyor. Ushio karşı çıkıyor ve Ranga’ya gidiyor. Yuuhi ağabeyini oyuna getirip Kyoshin’i Akasa’ya zarar vedikten sonra Minami’yi de ikna edip Ushio’nun yanına Ranga’ya geri dönüyor. Ranga evrim geçirerek gelişiyor. Sonrası zafer! Neoranga yine galip geliyor. Kyoshinler ile ağabey Masaru uzaya geri dönüyor ve solucan deliği kapanıyor. Yuuhi Tao ile savaşmak için uzaya gitmeyi teklif ediyor. Ushio karşı çıkıyor. Kardeşler arasında geçen özgürlük, savaş ve kişilerin cenneti üzerine geçen konuşma ilgi çekici. Tao tekrar uyanıp da kaçacak yerleri kalmayana kadar hayatlarına devam edecekler gibi duruyor. Genel olarak bayıldığımı söyleyemem, hatta bazen sıkıldım bile; ama Kyoshinkai gibi bir örgüt ve işleyiş şekli, birkaç insanın halkı düzene sokmak için mutlaka her şeyin alt üst olması gerektiği inancı oldukça ilginç. Bu inanca bir tek animede de rastlamıyoruz. Tarih dedikodularında da mutlaka karşımıza çıkar. Bu sizce de gerçek olduğu anlamına gelmiyor mu? **Müzikler:** İlk 24 bölüm açılış müziği: Yūko Miyamura, Yuuko Sumitomo ve Eri Sendai’dan [Kaze no Nemuru Shima](https://www.youtube.com/watch?v=hsN1FV_vcq0&list=PLnVyu_cN30FjUA3UfcSm-w8qxt-kZNubc) İlk 24 bölüm kapanış müziği: Masaaki Ito’dan Prologue ~A City In The Sky İkinci sezon açılış müziği: Kuniaki Haishima’dan [Kami to Nare](https://www.youtube.com/watch?v=8BMgQMd61Bw) İkinci sezon kapanış müziği: Yūko Miyamura, Yuuko Sumitomo ve Eri Sendai’dan [Kawaki No Miwa Ni Te.](https://www.youtube.com/watch?v=4rXnQam3G-Y) ## Muramasa https://elokis.com/muramasa — 2016-12-20 Muramasa 1987 yapımı, yaklaşık 9 dakikalık bir film. Doğal olarak kaba çizimler görüyoruz, klasik bir müzik duyuyoruz. Filmin başında bir yazı çıkıyor: ‘İnsanları kukla gibi öldüren bir silaha sahip olan adam; kendisinin ne ara o kuklaya dönüştüğünü fark etmez.’ Köy görüntülerinin devamında bir samuray geliyor ekrana, ormanlık bir yolda ilerlerken insan şekilli samandan bir korkuluğa saplanmış bir kılıç buluyor. Kılıcı alıp evine gidiyor, bakarken kılıçtan kötülük yayıldığını görüyorsunuz. Muhtemelen de samurayı ele geçiriyor. Adam aynı o kılıcı çıkardığı samandan korkuluk gibi gördüğü bir sürü insanı katlediyor rüyasında. Sonra tabii ki rüya gerçek oluyor. Yaptıklarından dehşete düşse de elinden aksi gelmiyor. Bir çocuğu öldürmek üzereyken kılıca karşı gelmeyi başarıyor. Oradan kaçarken kendi vücudunun samandan bir korkuluğa dönüşmeye başladığını görüyor. En son bir ağaca yaslanıp kılıcı kendine saplıyor ve tamamen korkuluğa dönüşüyor. Sonra başka bir samuray görüyoruz. Aynı ormanlık yoldan giden ve kılıç saplı samandan korkuluğu gören... O da aynı hataya düşecek ve kötülük böylece devam edecek sanırım. ## What You See Is What You Get: My Autobiography – Alan Sugar https://elokis.com/what-you-see-is-what-you-get-alan-sugar — 2016-12-18 What You See Is What You Get, Alan Sugar’ın fakir bir ailenin küçük oğlundan baronluğa uzanan hayat hikayesini anlattığı bir otobiyografi kitabı. Kitap 2011 yılında, 640 sayfa olarak yayınlanıyor. Ben e-kitap okuduğum için sayfa sayısını ancak araştırınca öğrendim; ama uzun bir kitap olduğunu anlamamak elde değil. Ara vermelerle birlikte ancak 3 ayda bitirebilmişim, ki bu haftada 1 kitap hedefimi alt üst etmeye fazlasıyla yettiğini gösteriyor. Alan Sugar gerçekten küçüklükten başlıyor anlatmaya. Ailesinden, çevresinden, ekonomik durumlarından, okul arkadaşlarından bahsediyor. Daha okul yıllarında keşfettiği girişimci ruhunun erken yaşlarda kazandırdığı paraları anlatıyor. Okula devam etmeme kararı alıp bir bakanlığın sınavına giriyor. Kazanıp çalışmaya da başlıyor; ancak hem ortamın kendisine uygun olmaması hem de dışarıda yaptığı ek işlerden elde ettiği gelirin daha cazip gelmesi girişimci ruhunu okşuyor ve bakanlıktaki işinden ayrılıyor. Tamamen satış işine giriyor: önce birinin yanında, sonra toptancılardan aldığı malları satarak, en son da kendine şirket kurarak. Amstrad şirketinin kuruluşunu anlatıyor. Sadece ücret karşılığı çalışan ve aksinin olabileceğine inanmayan babasının ‘Peki şimdi senin paranı kim ödeyecek?’ sorusuna rağmen kendi işlerini yapmanın peşinden koşuyor. Eşiyle nasıl tanıştığını, nasıl evlendiğini, eşinin ailesini, kendi ailesini, çocuklarını da anlatıyor arada. Kendi şirketinde çalışmak isteyen çocuklarının da ilk adımdan başladığını, onlara kesinlikle ayrıcalık yapılmaması gerektiği konusunda çalışanlarına da talimat verdiğini, kendisinin de yapmadığını anlatıyor. Böylece en azından çalışma konusunda başarılı çocuklar yetiştirmeyi başarabilmiş. Ancak ne olursa olsun en çok göreceğiniz şey her ayrıntısıyla iş. Kendini tamamen işe adamış biri. Yaptığı anlaşmalar, girişimler, ortaklıklar, üretim süreçleri hakkında oldukça ayrıntılı bilgiler var. Amstrad giderek büyüyor, halka açılıyor, değerleniyor ve değerleniyor. Bir dönem zor durumda olan bir spor kulübünü satın alıyor. Spor kulübüyle ilgili bölümler de oldukça uzun. (İşin aslı bu kısımlarda o kadar sıkıldım ki atlayarak okudum.) Şirketin durumu, değişen ekonomik koşullar vs. ile ilerliyor kitap. Türkiye’de de Çaylak adıyla çekilen, [The Apprantice](https://en.wikipedia.org/wiki/The_Apprentice_(UK_TV_series)) adlı yarışma programını yapmaya başlıyor. Özgün ve kendinden emin tavrı insanları çok etkiliyor, program büyük bir başarı elde ediyor. Ben de Alan Sugar’ı bu programdan biliyorum zaten. Ortalama 12 kişinin katılıp iki takım halinde haftalık görevlerle kıyasıya yarıştığı ve sonunda Alan Sugar tarafından işe alınma ya da Alan Sugar’la ortak olma şansını elde ettiği bir yarışma programı. Oldukça eğlencelidir, girişimci bir ruhunuz varsa çok şey öğrenebilirsiniz. Bir dönem bakanlık teklifi alıyor. TV programını bırakmak istemediği için sadece danışman olarak Lordlar Kamarası’na katılıyor. Eski dönemlere özlemle bir dev haline gelen şirketini satıyor ve girişimci ruhunu yeniden yakalayabileceği küçük bir şirket kuruyor. Emeklilik yaşı gelmiş; ama hala tutkulu, tutkusunu kaybetme noktasında kendine yeniden bir tutku oluşturan/bulan bir iş adamı, Lord Alan Sugar olarak bitiriyor kitabını. ## Natsume Yuujinchou - Natsume'nin Arkadaşlık Defteri https://elokis.com/natsume-yuujinchou — 2016-12-03 Natsume Yuujinchou Yuki Midorikawa’nın manga serisinden uyarlanmış bir anime. Manga o kadar beğeni kazanmış ki; 2008 yılında ilk kez düzenlenen Manga Taishou ödülleri finalistleri arasında yerini almış. Anlaşılan o ki kazanamamış; ancak bu çok güzel olmadığı anlamına gelmiyor. :) Anime ise 5. sezonda ve devam ediyor. Şöyle bir bakayım diye açıp işlerime ara verecek seviyede izlememe neden oldu. Bu açıdan bakarsak kötü, kaka, izlemeyin sakın. :D Sezonlar 13 bölüm, her bir bölüm ortalama 22-23 dakika sürüyor. Kahramanımız Natsume Takashi lise öğrencisi bir genç. Anneannesi Natsume Reiko’nun gücünü miras almış ve Japonca’da ‘ayakashi, youkai’ denen her tür ruh, hayalet, tanrı (Japonya’da bolca vardır bunlardan da), cin gibi yaratıkları görebiliyor. Ailesi küçük yaşta öldüğü için Natsume dönüşümlü olarak akrabalarının yanında kalıyor. Küçücük yaşı ve ailesini kaybetme travmasına başkalarının göremediği ve başına musallat olan yaratıkları da ekleyince dışarıdan garip davranan, sürekli yalan söyleyen biri gibi göründüğü için hiçbir akrabası uzun süre yanlarında kalmasını istemediği için sürekli yer değiştiriyor. Aynı sebepten ötürü arkadaşı da yok. Olsa da kısa sürede başka bir yere taşındığı için kaybederdi herhalde. Aslında her yeni bir okula transfer oluşunda hemen birileri yanına yaklaşıp arkadaş olmaya çalışıyor; ama kısa süre içinde bir youkai başına gelip garip şeyler yapmasına neden olduğu için insanlar aynı hızda uzaklaşmayı tercih ediyor. Bütün bu sebeplerden ötürü haklı olarak onlardan nefret ediyor. Sonra bir gün işler yine karışmışken uzak bir akraba çıkıp geliyor ve biz Takashi’ye bakmak istiyoruz diyorlar. Tabii ki en son akrabanın canına minnet. Toukosan ve Shigerusan çocukları olmayan bir çift. Kucak açıyorlar Takashi’ye, o da onları çok seviyor. Okulda hemen arkadaşlar buluyor. Ama youkailar da boş durmuyor tabii. Çalışmalara devam. Tam da bu sıralarda bir youkaidan kaçmaya çalışırken başka bir tanesine denk geliyor. Şans kedisi maneki neko şeklinde olan bu youkai meğersem Reiko’nun tadınığıymış. Reiko youkailarla düello yapıp onları yenmenin karşılığında isimlerini bir kağıda yazmalarını istiyormuş. Bu kağıtlardan oluşturduğu defter de seriye adını veren Natsume’nin Arkadaşlık Defteri. Yalnız bu defter Reiko’ya adını yazan youkaiları kontrol etme gücü de verdiği için çok tehlikeli. Bu gücü nedeniyle defter içinde adı olan, olmayan bir sürü youkai tarafından ele geçirilmeye çalışılıyor. Natsume maneki neko şeklinde, asıl adı Madara olan ama Nyanko Sensei adını verdiği oldukça güçlü youkai ile bir anlaşma yapıyor. Takashi defterdeki adı bulunan youkailara adlarını geri verecek. Nyanko Sensei de bu süre zarfında Natsume’nin koruması olacak. Eğer hayatı boyunca hepsini geri veremezse Nyanko Sensei defterin kalan kısmını miras alacak ve Natsume’yi yiyecek. Ne kadar masum bir anlaşma değil mi? :D :D Böylece Natsume’nin anneannesi Reiko’yu tanıma, youkailar ve insanlarla olan ilişkilerini gözden geçirme, yanında bulunduğu aileyi korumak isteme, youkai olsun insan olsun iyilik yapma duygularını kaybetmeme, bu arada defterde adı olan youkailara denk geldikçe isimlerini geri verme, arkadaş edinme, çeşitli nedenlerle youkaiları gördüğünü bilmelerine rağmen hala onunla kalan arkadaşlar edinme, onlarla nasıl iletişim kurması gerektiğini öğrenme, youkaiları gören, hatta zararlı olanları kovma işleri yapan ve bunun için başka youkaiları hizmetine alan insanlarla olan maceraları başlıyor ve hala devam ediyor. Youkai kovucular da kendi aralarında iyi niyetli ve kötü niyetli olarak ikiye ayrılıyor bu arada. Mesela Natorisan var. Ailesi eskiden bu işi yapıyormuş. Youkai gören biri çıkmamış aileden. Bırakmak zorunda kalmışlar. Sonra Natorisan kendi vücudunda dolaşan kertenkele görünümlü bir youkai ile dünyaya gelip aile işini yeniden başlatmaya karar vermiş. Görünürde ise meşhur bir oyuncu. Bir de Matoba ailesi var. Onlar da kötü olanlar. Youkailar kötüdür, kullanabiliyorsan kullan, kullanamıyorsan yok et veya mühürle mantığıyla hareket ediyorlar. 2005’te başlayan mangası da 2008’de başlayan animesi de devam ediyor Natsume Yuujinchou’nun. Bakalım nasıl maceralar var? Natsume defterde adı olan youkaiların hepsine adlarını geri verebilecek mi? Hayatının bundan sonraki kısmı nasıl olacak? Daha da önemlisi bunları görebilecek miyiz? İnşallah devam ederler yazmaya ve çekmeye de görebiliriz biz de. :) **Açılış ve Kapanış Müzikleri** Sezon 1 Açılış: [Shūhei Kita’dan Issei no Sei](https://www.youtube.com/watch?v=cOmVEIdYmeg) Sezon 1 Kapanış: [Kousuke Atari’den Natsu Yūzora](https://www.youtube.com/watch?v=q6VDA8v7aSo&list=RDcOmVEIdYmeg&index=4) Sezon 2 Açılış: [Long Shot Party’den Ano Hi Time Machine](https://www.youtube.com/watch?v=ZyRX4a7HnnQ) Sezon 2 Kapanış: [Kourin’den Aishiteru](https://www.youtube.com/watch?v=Tkk-dfYiFPU&index=16&list=RDcOmVEIdYmeg) Sezon 3 Açılış: [HOW MERRY MARRY’den Boku ni Dekiru Koto](https://www.youtube.com/watch?v=OaNojvGxbXM) Sezon 3 Kapanış: [Kousuke Atari’den Kimi no Kakera](https://www.youtube.com/watch?v=_RZORhB-Olg) Sezon 4 Açılış: [Hiiragi’den Ima, Kono Toki](https://www.youtube.com/watch?v=Ha0W0XBoJmA) Sezon 4 Kapanış: [Marina Kawano’dan Takaramono](https://www.youtube.com/watch?v=JyYhBF2gn_w) Sezon 5 Açılış: [Sasanomaly’den Takarabako](https://www.youtube.com/watch?v=JrHh18iELzU) Sezon 5 Kapanış: [Aimer’den Akane Sasu](https://www.youtube.com/watch?v=WGYCe9cS1DU) ## Mushishi https://elokis.com/mushishi — 2016-11-11 İşte en sevdiklerimden, en Japon olanlardan **Mushishi**. Aslında bölümden bir arkadaşımın tavsiyesiyle 2012’de ilk sezonunu izlemiştim. Bir ara yine izlesem diyordum, 2016’ya kısmetmiş. Yeni bölümler de ödülüm oldu. :) 1999-2002 arasında Yuki Urushibara’nın yarattığı bir manga Mushishi. Animesini ise Hiroshi Nagahama yönetiyor. İki sezon olan Mushishi’nin sezonları da iki parçaya ayrılıyor diyebiliriz. Arada olmayan bir bölüm görürseniz oraya iki bölüm niteliğindeki film yerleşecek. :) İlk sezon 2005-2006 yılları arasında yayınlanıyor. Filmi de öyle. İkinci sezon Mushishi: Zokushou ve filmi ise 2014-2015 yılları arasında. Mushi yaşam kaynağına bizden çok daha yakın olan, herkesin göremediği bazıları daha gelişmiş, bazıları sadece organizma niteliğinde yaratıklar olarak tanımlanıyor. Bazıları zararsız, bazıları insanları hasta edebiliyor, bazıları da çok çok daha tehlikeli. Mushi uzmanı yani Mushishi Ginko’nun maceralarını görüyoruz animede de. İlerleyen bölümlerde Ginko’nun adının ve kendinin nerden geldiğine, saç rengine dair bir miktar bilgi de ediniyoruz. İzlerken dikkat edecek olursanız, Mushihi’de sıradan kahramanların hemen hemen hepsi birbirine benzer. Çizim olarak yani. Çünkü önemli olan, asıl odaklanmanız gereken konudur. Yalnız ben neden herkesin, ki nadiren daha büyük yerleşim yerlerine gittiğini gösterse dahi oralarda durum aynı, klasik Japon tarzı kıyafetler giyerken sadece Ginko’nun Batı tarzı giyindiğini çok merak ediyorum. Henüz cevabını bulabilmiş değilim. Bilen varsa beri gelsin ve beni de bilgilendirsin lütfen! Akıp giden bir konu olmadığı için pek değinemiyorum ama her bölümde Ginko’nun yeni bir yer, yeni bir Mushi’yle macerasını izleyeceksiniz desem yanlış olmaz herhalde. Anime deyince aklınıza sadece Naruto, One Piece vs. geliyorsa; ama daha fazlasını bilmek istiyorsanız, Japon kültürünü seviyorsanız kesinlikle ama kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim・ ## Tarih Nedir? – Edward Hallett Carr https://elokis.com/tarih-nedir-edward-hallett-carr — 2016-09-04 Tarih Nedir, Edward Hallett Carr’ın 1961’de yazıya aktardığı üniversite konuşmalarından oluşuyor. Benim okuduğum Carr’ın tamamlayamadığı ikinci baskı için aldığı notların da yer aldığı 1987 baskısından Misket Gizem Gürtürk çevirisiyle İletişim Yayınları tarafından 1996’da yayınlanan son baskı. Kitap 252 sayfa. Giriş, Giriş Notu, İkinci Baskıya Önsöz derken kitabın Carr’ın yazdığı kısmı ancak 57. sayfada başlıyor. Tarihçi olup olmadığı tartışmaları bir yana Edward Hallett Carr belki de bu nedenle klasik İngiliz Tarih eğitimi ve akımlarına bağlı olmadan, Dış İşleri Bakanlığı’ndaki görevinin de verdiği bilgilerle dönemindeki İngiliz tarihçilere kıyasla oldukça farklı bir bakış açısı yakalayabilmiş. Herhangi bir olay tek başına tarihi olgu olur mu? Bir olaya tarihi olgu demek için neler gerekir? Carr “Bilerek ya da bilmeyerek belirli bir dünya görüşüne sahip kişiler kendi görüşlerini destekleyen olayları saklamaya değer gördüğü için tarihi olgu olarak belirlemiştir.” der. Bunu belirleme üzerinde çok fazla etken vardır, tarihçi ne genel olarak bulunduğu yer ve çağdan ne de gördüğü şeylerden bağımsız değildir. Bunların etkisi olayları değerlendirirken de muhakkak görülür. “Hiç kimse kendi içinde bütün bir ada değildir; herkes kıtanın bir parçası, karanın bir kısmıdır.” Tarihçi çevresinde olanlardan etkilenmeden ne geçmiş olayları ne de o anda şahit olmakta olduğu olayları değerlendiremez. Bununla birlikte “Tarihçinin tek bir kişinin ya da bir köyün başına gelen bir olayı önemsemesine gerek yoktur. Aynı olay binlerce köyde milyonlarca insanı etkiliyorsa o zaman da göz ardı edemez.” Tarihçinin ahlaklı olup olmadığıyla ilgili düşüncelerini ise şu şekilde dile getirir Carr: “1780 ile 1870 yılları arasında Büyük Britanya’nın endüstrileşmesi öyküsünü ele alalım. Hemen her tarihçi endüstri devrimini belki de hiç tartışmadan büyük ve ileri bir başarı olarak ele alır. Aynı zamanda, köylülerin topraktan atılıp, işçilerin sağlığa aykırı fabrikalara ve berbat konutlara tıkılmalarını ve çocuk emeğinin sömürülmesini de anlatacaktır… Muhtemelen, gene söylemeden, hiç değilse ilk aşamalarda, bir ölçüde zorlama ve sömürünün endüstrileşmenin bedelinin kaçınılmaz bir parçası olduğunu varsayacaktır. Öte yandan, ben, bu bedeli düşünerek, ilerleme engellenseydi ve endüstrileşmeseydi diyen bir tarihçi de duymuş değilim…” Tarihçi olayları sadece öylece anlatmaz. Bunların arasında neden-sonuç ilişkisi aramak durumundadır. Tarihi birbirinden bağımsız olaylar gibi anlatıp edebiyata ya da geçmişin anlamını akıl üstü bir güce bağlayıp ilahiyata da dönüştürebiliriz. Carr’a göre tarih, insanların yapamadıklarının değil, yaptıklarının kaydıdır; bir ilerlemedir. “Durağan bir dünyada tarih anlamsızdır.” “Bir yerlerden gelmiş olduğumuz inancı, bir yerlere gitmekte olduğumuz inancıyla sıkı sıkıya bağlıdır. Gelecekte gelişme yeteneğine inancını kaybeden bir toplum, geçmişindeki ilerlemeyle ilgilenmekten de çabucak vazgeçer. İlk konuşmamın başında söylediğim gibi, tarih hakkındaki görüşümüz, toplum hakkındaki görüşümüzü yansıtır.” Kitabın son bölümünde görüleceği üzere Carr ikinci baskı için bir nevi eleştirilere cevap vermeyi, üzerinde az durduğunu düşündüğü konuları açmayı ve hatta belki yeni bölümler eklemeyi düşünüyormuş. Düşüncelerini gerçekleştiremeden dünyadan ayrılmış maalesef. ## PATATESLİ RULO BÖREĞİ https://elokis.com/patatesli-rulo-boregi — 2016-09-02 **Patatesli Rulo Böreği İçin** **Malzemeler:** - 5 yufka - 4 orta boy patates - 3 yumurta - 1 su bardağı yoğurt - 100 gr. lor peyniri (Bizde lor sevilmediği için ben tulum peyniri kullanıyorum, ki çok daha güzel olduğu düşüncesindeyim.) - 1 demet maydanoz - Yarım çay bardağı sıvı yağ - Tuz - Karabiber **Yapılışı:** 1. İç harcını hazırlamak için patatesleri haşlıyoruz. 2. Ardından soyup rendeliyoruz. (Aman dikkat yanmayın.) 3. Maydanozları ince ince kıyıyoruz. 4. Yumurtaları çırpıyoruz. Hepsini bu aşamada kullanıyoruz, daha sonra üzerine sürmeyeceğiz. 5. Patatesin içine peynir, maydanoz ve yumurtalar ile istediğimiz kadar tuz ve karabiber ekleyip iyice karıştırıyoruz. 6. Düz ve temiz bir yere ilk yufkayı serip üzerini yağlıyoruz. 7. İkinci yufkayı da serip bu kez yağlamadan harcın 1/3’ünü yufkanın her yanına yayıyoruz. 8. Arasına yap sürerek üçüncü ve dördüncü yufkayı da seriyoruz. 9. Dördüncü yufkaya yine yağlamadan harcın 1/3’ünü daha yayıyoruz. 10. Kalan son yufkayı da dördüncü yufka gibi yağlamadan kalan harcı yufkanın her yanına yayıyoruz. 11. Sıra geldi rulomuzu yapmaya: Kenardan başlayıp yufkalarımızı rulo şeklinde sarıyoruz. 12. Gerçekten keskin bir bıçak kullanarak ruloyu parmak kalınlığında kesiyoruz. 13. Kestiğimiz parçaları yağlanmış tepsiye yatık şekilde dizip önceden 180°C’ye ayarlanıp ısıtılmış fırınımızda kızarana kadar pişiriyoruz. 14. Son olarak eğer misafirlerimize ikram ediyorsak övgüler eşliğinde sıcak sıcak afiyetle yiyoruz. ## CEVİZLİ TARÇINLI KURABİYE https://elokis.com/cevizli-tarcinli-kurabiye — 2016-08-27 **Cevizli Tarçınlı Kurabiye İçin** **Malzemeler** - 6 çay bardağı un - 2 çay bardağı şeker - 1 çay bardağı yoğurt - 1 çay bardağı eritilmiş katı yağ (Ben uzun bir süredir katı yağ gereken tariflerde mis gibi tereyağı kullanıyorum.) - 1 yumurta - Tarçın (Tarçın seven biri olarak bol koyarım, tamamen tercihe kalmış.) - 1 çay kaşığı karbonat - 1 avuç dövülmüş ceviz içi (Bakın bu kısım eskiden çok sıkıntılıydı; çünkü benim avcumla annemin avcu arasında neredeyse 2 kat fark var :D O nedenle gönlünüzden kopan miktar diyelim biz en iyisi.) **Yapılışı** 1. Tepsiyi yağlıyoruz. 2. Malzemelerin hepsini karıştırıp ele yapışmayacak bir hamur elde edene kadar yoğuruyoruz. 3. Ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp fazla düzeltmeden yağlanmış tepsiye diziyoruz. 4. Önceden 180°C’ye ayarlanıp ısıtılmış fırınımızda 15-20 dakika pişiriyoruz. (Fırına göre değişiklik gösterebilir.) 5. Fırından çıkarıp üzerine pudra şekeri serptikten sonra afiyetle yiyor ve yediriyoruz. **Sonsöz** Pişme işlemi bittiğinde gerçekten açık bir rengi olması gerekiyor, rengi iyice koyulaşana kadar kalırsa sonrasında taş kesiliyor adeta. Aman dikkat edin! ## Yarım Dünya – Hiromi Goto https://elokis.com/yarim-dunya-hiromi-goto — 2016-08-27 **Yarım Dünya** 2012 yılında İthaki Yayınları’ndan Bülent O. Doğan’ın çevirisiyle çıkmış. Aslı ise 2009’da yayınlanmış ve 2010 yılında Genç Yetişkin kategorisinde **Kanada Fantastik Edebiyat Sunburst Ödülü**’nü kazanmış. **Yarım Dünya**’nın arka kapağında şöyle diyor: "Neil Gaiman’ın Caroline kitabını Hayao Miyazaki’nin filme çektiğini hayal edin!" Açıkçası Caroline isimli kitabı bilmiyorum ama Hayao Miyazaki’nin filmlerine bayılan biri olarak oldukça dikkatimi çekti. Okuyunca da bunun ne kadar doğru bir ifade olduğunu anladım. :) Daha dinler doğmadan çok çok zaman önce üç alem vardı diyor Yarım Dünya; Ten Alemi, Ruh Alemi ve **Yarım Dünya**. Ten Alemi; hayatın olduğu, insanların doğup yaşayıp öldüğü alem. Ruh Alemi; artık ölmüş ve **Yarım Dünya**’dan da geçmeyi başaran ruhların bulunduğu yer. **Yarım Dünya** ise; tüm canlıların öldükten sonra hayatlarındaki en büyük travma anında gözlerini açtıkları yerdi. Ölümlülüğün en kötü anları burada tekrar tekrar yaşanmalı, sınanma ve çile çekme yoluyla kötülükler son bulmalı ve çözüme varmalıydı. Tüm canlılar böylece ölümlülük zincirinden kurtulup ışığa kavuşabilir ve Ruh Alemi’ne geçebilirdi. Bu alemler kendi dengesi içinde ilerlerken bir gün bir olay oldu ve denge bozuldu. Canın olmaması gereken **Yarım Dünya**’da bir çocuk oldu: Melanie Tamaki. Annesi ve babasının **Yarım Dünya**’dan kaçmaya çalışmasıyla başlıyor kitap. Anlaşma yapılır. Anne kaçar. Verilen süre olan 14 yılın sonunda bir gün ortadan kaybolur. Yarım Dünya’ya geri dönmüştür. Bay Tutkal, Melanie’yi de Yarım Dünya’ya çağırır ve macera başlar. Melanie’nin **Yarım Dünya**’ya gidebilmek adına ve orada yaşadığı maceraları gerçekten soluk almadan okudum. Uzun bir süredir devamında ne oluyor merakıyla elimden düşürmeden okuduğum bir kitap olmadığını fark ettim bitirdiğimde. Yüzümde bir tebessüm oluştu. :) Bu kitapta şişman, kafası pek iyi çalışmayan ve hiçbir özel yeteneği olmayan bir kızın da mucizeler yaratabileceğini okuyacaksınız. Keyifle... ## Myshibugyou https://elokis.com/mushibugyou — 2016-08-21 Mushibugyou ilk olarak 2009’da yayınlanan bir manga serisinin 2013’te animeye çevrilmiş hali. Abartılı dövüş sanatları ve kurgudan hoşlananlar için birebir. 23:14 dakikalık 26 bölümü bir oturuşta izleyebilirsiniz. Mushibugyou Shogunluk dönemi Edosu’nda (Tokyo), 100 yıl öncesinde ortaya çıkan ve sadece insan yiyen dev böceklerle savaşan bir birim. Daha doğrusu bu birimin başkanı. Başlarda biz bile görmüyoruz nasıl biri olduğunu. Kimseyle doğrudan görüşmüyor. Ancak bir tür perdenin arkasından, belli bir mesafeden birkaç kişiyi görüyor. Birim doğaüstü yaratıklarla savaştığı için üyeleri de haliyle bu ayarda insanlar. Kısaca göz atacak olursak: Tsukushima Jinbei grubun son üyesi ve anime onunla başlıyor. Babası çok büyük bir kılıç ustası ve kendi tekniğini geliştirmiş biri. Birime katılması için çağrılıyor; ancak artık ayağı sakat olduğu için Jinbei onun yerine Edo’ya gitmeye karar veriyor. Neşeli, herkese yardıma koşan, laf dinlemeyen, biraz da aptal ama vazgeçmeyen bir tip. Bu özellikleri nedeniyle de biraz zorla da olsa birime dahil oluyor. Mugai grubun en güçlü üyesi. Yerçekimine meydan okuyan bir saçı ve devasa bir kılıcı var. Daha öncesinde Mushigari (Böcek Avcıları) adlı bir grubun üyesi ve en büyük amacı Mushibugyou’yu öldürmekken, onunla bu amaçla karşılaşınca işler değişiyor. Hibachi grubun kadın ninjası. Eski ninja köyünde artık ninjalara iş düşmediği için herkes bu işten elini çekerken, dedesi kendi tekniğini asla bırakmıyor ve ilgili görünen tek kişi Hibachi’ye de yanında durduğu zamanlarda bildiklerini öğretiyor. Her şeye rağmen tekniğinin mirasçısı olarak bir kadını asla kabul etmeyecek biri. O nedenle Hibachi’nin hayallerinden biri dedesinin onu kabul etmesi. Shungiku Koikawa bir eşkiyanın oğlu. Annesinin yaşadığı dönemde ona bağlılığıyla birini öldürmeyi reddettiği ve ona daha yakın olduğu için babası tarafından sürekli aşağılanıyor. Bir gün annesini ölü buluyor ve babasının yaptığını düşünerek bütün çetesini öldürüyor. Sıra babasına gelince olacakları da siz izleyin. :) Bu nedenle adı 99’un katiline çıkıyor. Ancak annesinin katilinin babası değil de Mushigari üyesi biri olduğunu öğreniyor. Günahlarının bedeli olarak birime katılıp bu kez böcek kesmeye başlıyor. Çok iyi bir kılıç ustası ve bunu ‘Keserken keserken bir baktım ki bu hale gelmişim.’ diye açıklıyor. Tenma Ichinotani grubun en genç üyesi. Anne ve babasının ölmeden önce kendisine bıraktığı iki kağıt bebeği kontrol etme yeteneğine sahip. Çok fazla şeyden korksa da başarılı bir çocuk olup anne ve babasının bunu görmesi en büyük isteği. Laf aramızda ben de Tenma’yla aynı korkuyu paylaştığımdan o sahnelerin bazılarına bakamadım. :D Kotori Matsunohara birimin komutanı gibi biri. O da samuray ve oldukça iyi bir samuray. Mushibugyou ve ekip arasında iletişimi sağlayan kişi de o. Ekibin diğer üyeleri en azından başlarda Mushibugyou’nun nasıl biri olduğunu görmüş değil. Son olarak da Mushibugyou, namı diğer Kuroageha’dan bahsedelim. Animenin kilit karakteri. Her şey bunun başının altından çıkmış zaten desek yeri. Küçük bir kız çocuğu görünümünde, saç, kaş, kirpik bembeyaz. Vücudundan çok güçlü zehirler salabildiği için kimseyle teması olmadan yaşıyor yıllardır. Yaşam enerjisini yitirmiş halde, günahlarının bedelini ödediği düşüncesiyle dev böceklerle savaşıyor sadece. Jinbei ile tanıştıktan sonra bu kısımlar ciddi anlamda değişiyor. Böceklerin çıkış yeri ve Kuroageha’nın kim olduğu sorularının cevapları ise aynı yerde saklı. Bir yandan kahramanları tanıyıp bir yandan maceralara dalacağınız bölümler sizi bekler. İyi seyirler. :) ## Musaigen No Fantomu Waarudo - Myriad Colors Phantom World https://elokis.com/musaigen-no-fantomu-waarudo-myriad-colors-phantom-world — 2016-08-17 Musaigen no Fantomu Waarudo - Myriad Colors Phantom World, Sonsuz Renklerin Hayal Dünyası olarak çevrilebilir sanırım. Yepyeni bir anime olarak 23-24 dakikalık 13 bölümle karşımızda. Sōichirō Hatano’nun kurgu romanından uyarlanmış. Deney yapan bir kurumdan yanlışlıkla dünyaya bir virüs yayılıyor. Bu virüs insanların beyninde bir değişikliğe neden oluyor ve nedenle hem hayalet gibi yaratıklar gözle görülür hale geliyor hem de özel güçlere sahip çocuklar doğmaya başlıyor. Bu çocuklar özel güçleriyle hayaletlerle savaşıp onları mühürleyebiliyorlar. Hosea Akademi özel güce sahip çocukların toplanıp hayaletlerle savaştığı bir öğrenci kulübüne sahip. Kahramanlarımız da bu kulübün üyeleri arasından: Haruhiko Ichijo hayaletlerin resmini çizerek onları mühürleyebiliyor. Mai Kawakami vücudundaki çeşitli organlarda bulunan temel elementlerin gücüyle hayaletlerle savaşıyor. Reina Izumi minik bir kız olmasına karşın bütün dünyayı yiyebilecek potansiyele sahip bir hayalet yiyici. Koito Minase yaşadıklarından dolayı insanlardan uzaklaşmış, sesiyle hayaletlerle savaşıp onları mühürlüyor. Ruru esasen bir hayalet. Minik bir peri görünümünde ve sonradan anlıyoruz ki aslında Ruru’yu bilinçsiz şekilde Haruhiko yaratmış. Kurumi Kumamakura aynı Hosea Akademi’nin ilkokul bölümünden pelüş ayısıyla dolaşıp uzaktan bu gruba bakan bir kız çocuğu gibi görünse de aslında oyuncak ayısı Albrecht’in dev büyüyüp canlanmasını sağlıyor. Arisu Himeno virüsün yayıldığı kurumla da bağlantısı olan ve kulüp üyelerine bu işleri getiren öğretmen. Her bir bölümde farklı hayaletlerle savaşlar izleyip karakterlerin hayatlarına dair bilgiler ediniyoruz. Son olarak büyük göğüs ve erotiklik çağrıştıran sahneler uyarısı yapmam gerektiğini düşündüm; ama aşırı derecede değil! :) ## Mugen No Ryvius https://elokis.com/mugen-no-ryvius — 2016-08-17 Mugen No Ryvius da 2225 yılında yine uzayda geçen bir anime. Yaklaşık 24 dakikalık 26 bölümden oluşuyor. 1999-2000 yıllarında yayınlanan animenin çizimlerinden yeni olmadığını hemen anlıyorsunuz zaten. Sonrasında 2004-2005 yılında da mangası yapılmış. Gelelim asıl konuya. Birbirleriyle anlaşamayan, ki bu şiddet uygulama derecesinde, iki kardeş Kouji ve Yuuki. Uzay gemisi pilotluk lisansı almak için uzay eğitim üssü Liebe Delta’ya giderler. Çocukluk arkadaşları Aoi de birlikte gelir. Bir tatil döneminde çocuklardan bazıları evlerine dönmüş, bazıları orada kalmışken bir şeyler ters gitmeye başlar. Daha öncesinde güneşte nedeni bilinmeyen bir patlama olur. Geduld adını verdikleri çok yüksek ısı ve yerçekimi kuvvetine sahip tabaka tabaka alanlar oluşur. Bunlar da seviye seviye, ona göre basınç ve sıcaklık giderek artıyor. Bu uzay üssü zaten yakın zamanda kullanımdan kaldırılacak çünkü çok eski. Üssün kabin idaresi en iyi öğrenci grubunun elindeyken rotanın değiştirildiğini, böyle giderse hepsinin öleceğini öğreniyorlar. 2225 yılı, uzay seyahati, başka gezegenlerde yaşam dediysek lütfen yanlış anlaşılmasın. Bir uzay gemisinin rotasını değiştirmek, herhangi bir hareket yapmak inanılmaz vakit alan bir şey. Sadece rotanın değiştirilebilmesi için 8-9 saat falan gerekiyor mesela. Öğrenciler üssün uzay gemisine aktarılıyor. Kalan eğitmenler kendilerini feda ederek dışarıdan bir patlatmayla gemiye güç verip rotasının değişmesini sağlıyorlar. Yardım çağrısı gönderiliyor ve beklenmeye başlanıyor. Bu arada yardıma geldiğini sandıkları ordu gemileri ateş açıyor. Geminin içinde başka ve çok teknolojik bir gemi olduğunu keşfediyorlar. Adı Ryvius. Kendi kendine hareket ediyor, robot gibi şeyleri var, içinde depolanmış yiyecekler var vs. Bu gemi onları koruyor. Bir de ortalıkta dolaşan ilginç pembe kıyafetli bir kız var ki öyle herkese görünmüyor başlarda ve çok sonra öğreniyoruz kim olduğunu. Ryvius’a taşınılıyor. Gemi çözülmeye çalışılıyor, derken birbiri ardına saldıranlar devam ediyor. Sonraki saldırılar Ryvius’a benzeyen gemilerden geliyor. Adları teröriste çıkarılıyor. Onlar da yaşamak için savaşıyor işte. Aslında raporlarda çocuklardan bahsediliyor ama gemiyi yok etmek öncelikli hedefleri nedense. Bir türlü başarılı olamıyorlar. Çocuklar gemide bir nevi Sineklerin Efendisi’ni yaşıyorlar. Gerçekten çocukları bile öyle uzun süre tek başlarına bırakmamak lazım. Neler olmuyor neler. Animenin psikolojik yanı da burada işte. Ve geldik sonunda çözülen gizemlere: Bu Geduld denilen alanların en en derinlerde olanlarında bir tür yaratık yaşayabiliyor. Ryvius ve diğer gemiler eğer güneşte tekrar bir patlama olursa insanların bu gemilerle korunup bir süre yaşamını devam ettirmesi için bu yaratıkların gücüyle yapılmış. Vaia gemileri deniyor bunlara. Bizim pembeli kız - adı Neya - ve diğerlerinde olan yaratıklara Sphinx deniliyor ve geminin gücünü veren asıl bu yaratıklar oluyor. Geminin tam kontrolünü sağlamak için Sphinx ile kaptanın tam bir bağ yakalaması gerek; ancak bundan dolayı kaptanlar bir süre sonra çıldırıyor. Son savaşın ardından yetkililer sonunda ‘Yok biz çocukları kurtaralım.’ demeyi akıl ediyor. Çocuklar kurtarılıyor. Aradan birkaç ay geçtikten sonra yetkililer çocuklara ulaşıp ‘Biz gemiyi sizin gibi hareket ettiremiyoruz. Neya sizi istiyor herhalde. Haydi bir çıkın dolanın.’ diye davet ediyorlar. Çocukların hemen hemen hepsi kabul ediyor, yolculuğa çıkıyorlar ve animemiz bitiyor. ## Moyashimon ve Moyashimon Returns https://elokis.com/moyashimon-moyashimon-returns — 2016-08-16 Moyashimon 11 bölümlük ilk sezonun, Moyashimon Returns de yine 11 bölümlük ikinci sezonun adı. Bölümler 22-23 dakika sürüyor ve sonlarında ağırlıklı olarak o bölümde adı geçen mikrop ya da bakterilerin tanıtıldığı Mikrop Tiyatrosu isimli mini bölümler var. Moyashimon ve Moyashimon Returns de bana daha Japon gelen animelerden. Animenin adı mayalanma anlamına gelen Moyasu fiilinden geliyor. Zaten göreceğiniz gibi mayalanma süreçleri ve bunu sağlayan bakterilerden bolca bahsediliyor. Kahramanlarımız soya sosu vs. yapan bir ailenin küçük oğlu olan Tadayasu Souemon Sawaki ve Sake üreticisi bir ailenin oğlu olan Kei Yuuki’nin Tarım ve Hayvancılık Okulu’na girmesiyle başlıyor. Tadayasu ve Kei çocukluk arkadaşı. Tadayasu’nun özel bir yeteneği var ki mikrop, bakteri gibi minik ötesi yaratıkları çıplak gözle görebiliyor ve onlarla konuşabiliyor. İki arkadaş bir yandan okula alışmaya çalışırken bir yandan da başlarına ilginç olaylar gelmeye devam ediyor. Ele alınan diğer kişiler arasında Profesör İtsuki, asistanları Haruka Hasegawa ile Aoi Muuto, ikinci sınıf öğrencileri Kaoru Misato ile Takuma Kawahama ve yine okula yeni başlayıp bu gruba dahil olan Hazuki Oikawa var. Tadayasu ailenin küçük oğlu olmasına karşın ağabeyi kaçıp kendine başka iş bulduğundan aile işini devralma görevi kendisine yüklenmiş. Mikropları görüyor olmasının iyi mi kötü mü olduğuna karar verememiş, gelecek planı veya bu konuda ne bir düşüncesi ne de isteği olan günü kurtarma üzerine kurulu bir hayat benimsemiş durumda. İlerleyen bölümlerde de bunu sorgulamak durumunda kalıyor. Kei Sake üreticisinin oğlu olmakla kalmayıp bu işi oldukça seven ve benimseyen biri. Zaten okula başladıktan kısa bir süre sonra Profesör İtsuki’nin arkadaşının işlettiği, politikacıların falan bir araya geldiği gizli bir Sake barında çalışmak için okuldan izin alıp kız kılığına giriyor ve animenin devamında karşımıza hep bu şekilde çıkıyor. Haruka zengin bir ailenin kızı, aile evliliği için kendisine sunulmuş bir eş adayından kaçmak için üniversitede kalmaya devam ediyor, bu baskıyla çalışmalarında ilerlemek de istemiyor. Aoi oldukça güzel olmasına karşın bunu önemsemeyen ve öne çıkarmayan, herhangi bir gelecek planı olmadan yaşayan biri. Sake içmeyi de çok seviyor. Misato ve Kawahama yarım yamalak bilgileriyle biraz da kandırmacalara başvurarak ellerinde olan her şeyden para kazanmaya çalışan iki kafadar. Oikawa ise hijyen hastası bir kız. Ağırlıklı olarak bu kişiler etrafında dönen olaylarla birlikte soya sosu ve sake başta olmak üzere çeşitli mayalama süreçleri ve bunların sonucunda ortaya çıkan ürünlerle ilgili bilgiler de edinmiş oluyoruz. ## Mousou Dairinin - Paranoia Agent https://elokis.com/mousou-dairinin-paranoia-agent — 2016-08-16 Mousou Dairinin benim en sevdiğim türlerden biri olan psikolojik bir anime. Gerçi içinde yok yok o ayrı. 24:32 dakikalık 13 bölüm nasıl bitiyor anlamıyorsunuz. Hem romanı hem de animesi var. Perfect Blue, Millennium Actress ve Tokyo Godfathers filmlerinin yönetmeni Satoshi Kon bu dizide de iş başında. Müzikler Susumu Hirasawa’ya ait. Tsukiko Sagi karakter tasarımı üzerine çalışan bir kadın. Oldukça utangaç. Son çalışması küçükken sahip olduğu köpeğinden esinlenerek yaptığı Maromi karakteri. Maromi inanılmaz bir başarı yakalayınca Tsukiko Sagi hem meşhur oluyor hem de yeni işler için baskı altına alınıyor. Baskılara daha fazla dayanamadığı bir anda şapkalı, kıvırcık saçlı, altın renkli patenleri ve yine altın renkli, yamuk beysbol sopasıyla bir çocuğun kendisine saldırdığını iddia ediyor. Çocuk daha sonra Beysbol Sopalı Oğlan adıyla ünleniyor ve kendini köşeye sıkışmış hissedenlerin karşısına çıkıp onları öldürmeye çalıştığına inanılıyor. Bir yandan bu çocuk başka başka insanlara saldırmaya devam ederken, bir yandan da Maromi’nin ünü arttıkça artıyor. Konuyu araştırırken başarısız olup işten atılan dedektifler, altın rengi patenleri olduğu için gözden düşen okulun gözde öğrencisi, şişman ve iyi olmaya çalışan başka bir öğrenci, kızına aşık bir polis, çift kişilikli bir kadın saldırıya uğrayan ve hayatlarına göz attırıldığımız diğer sorunlu kişiler arasında. Maromi fanatikliği ve Beysbol Sopalı Çocuk çılgınlığı iyice çığırından çıkarken çocuk dedektifin evine gelip karısının karşısına çıkıyor. Kadının orada yaptığı konuşma bence oldukça güzeldi. En nihayetinde dedektifler Maromi ve Beysbol Sopalı Çocuk’un aynı şey olduğunu, ikisini de Tsukiko Sagi’nin yarattığını ve aslında yeni olmadığını ortaya çıkarıp olayı çözüyor ve Japonya’yı kurtarıyorlar. Ara ara da bir anime nasıl yapılıyor, hangi aşamalardan geçiyor ve yaratılırken üzerinde çalışan insanların meslekleri ile ne iş yaptıkları anlatılıyor. Bu da güzel bir ayrıntı. ## Mouryou No Hako https://elokis.com/mouryou-no-hako — 2016-08-16 Mouryou no Hako gizemli ve bence daha Japon Japon kokan bir anime. Sözlükte Mouryou için her tür ruh ve cin diyor; ama animede de göreceğiniz üzere Japon kültüründe bu gibi yaratıklar için oldukça ayrıntılı bir terminoloji mevcut. O nedenle Türkçe kısaca Cin Kutusu diyelim. Mouryou no Hako esasen Natsuhiko Kyogoku’nun yazdığı bir roman. Sonradan film, anime ve manga uyarlamaları yapılıyor. Burada ele alacağımız da 2008’de yayınlanan, ortalama 23 dakikalık 14 bölümden oluşan anime serisi. Hikaye 1952’de geçiyor. Kanako Yuzuki güzel, oldukça farklı, edebiyatı çok seven bir ortaokul öğrencisi. Sınıf arkadaşı Yoriko Kusumoto ise fakir bir aileden, annesiyle yaşayan, sessiz, kendi halinde bir kız. Ancak Kanako Yoriko’yla arkadaş oluyor. Aralarındaki farka ve Kanako’nun kusursuzluğuna rağmen buna akıl erdiremeyen Yoriko evdeki mutsuzluğundan kaçmak için Kanako’ya sığınıyor. Kanako ise ona biz aslında biriz, biz birbirimizin yeniden doğmuş haliyiz gibi gizemli sözler ediyor ve bunlar Yoriko’yu çok etkiliyor. Kanako’nun da aile durumları karışık belli, ablasıyla yaşıyor. Bir gün trene binip uzaklarda bir göl bularak gece onu seyretmek üzere sözleşiyorlar. O gün geldiğinde garda beklerken Yoriko, Kanako’nun ağladığını fark ediyor, arkasında dururken de boynunda bir sivilce görüyor. Çok saçma gelse de bunları neden yazdığımı sonra anlayacaksınız. :) Tam tren gelirken biri Kanako’yu itiyor ve Kanako çarpılıyor. Hemen hastaneye kaldırılıyor, o an izinde ve olay yerinde olan dedektif Kiba olaya dahil oluyor. Kanako ilk olarak götürüldüğü hastaneden Kōshirō Mimasaka’nın araştırma hastanesine naklediliyor. Ancak daha bu aşamada ailede sıkıntı olduğu belli oluyor. Orada olanlar; Kanoko’nun ablası olduğunu söyleyen ve eski film yıldızı Youko Yuzuki, ailenin avukatı olduğunu söyleyen Noriyuki Masuoka ve Kanako’nun koruması olduğunu söyleyen Noritada Amemiya. Bu arada bölgede kutular içinde genç kızlara ait kesilmiş uzuvlar bulunmaya başlıyor. Kanako hastaneden kayboluyor. Kanako’yla birlikte koruması Amemiya da kayboluyor. Hastane asistanı Tarou Suzaki öldürülüyor. Bulunan uzuvlar nedeniyle hali hazırda birbirlerini tanıyan Chuuzenji (cinci), Sekiguchi (yazar), Kiba (polis) ve Enokizu (özel dedektif) konu üzerinde çalışmaya başlıyorlar. Uzuvların bulunduğu yerlerde eli eldivenli ve siyahlar içinde bir adam görüldüğü dedikoduları dönmeye başlıyor. Bu aşamada bir yerlerde Yoriko diyor ki, Kanako’yu eldivenli ve siyahlar içinde biri raylara itti. Kanako’yu bulması için avukat Masuoka, patronu ve Kanako’nun dedesi Youko Shibata’nın emriyle Enokizu’yu görevlendiriyor. Sonuç olarak herkes aynı olayın gizemini çözmek için birleşmiş oluyor. Kanako kayıp, sağda solda genç kız uzuvları bulunuyor. Uzuvların kızlar daha hayattayken kesildiği anlaşılıyor. Ortada dolaşan siyahlı ve eldivenli bir adam var. Sekiguchi’nin yayınevinden tanıdığı Kubo Shunkou’nun yayınlanmayan kitabı kutunun içinde bir kızdan bahsediyor. Enokizu avukattan öğreniyor ki, Yuzuki Youko aslında Kanako’nun ablası değil, annesi. Öldürülen kızların hepsinin aileleri bir tarikata üye. Tarikat lideri Kubo’nun babası çıkıyor. Nihayetinde bütün bu bulmacalar çözülüyor. Youko babası Mimasaka'ya aşık, babasının hasta annesinin yanında kendi güzelliğini daha çok hak ettiğini düşünüyor. Sonuç olarak babası ile birlikte olup Kanako'yu doğuruyor. Ne olursa olsun onu yaşatmak için her şeyden uzaklaşıyor. Mimasaka’nın araştırma hastanesi aslında savaş zamanında kurulmuş ve insan beynini robot vücutlara yerleştirerek yenilmez askerler yaratma amacı güdüyormuş. Kızının kızı ve aslında kendi kızı olan Kanako ölmek üzere oraya getirildiğinde ona da bu çalışmalarının eseri olan bir tedavi uygulanıyor. Parça parça uzuvları kesiliyor ve sadece kafası ve beyniyle makinelere bağlı olarak yaşaması sağlanıyor. Mimasaka bunun gerçekten yaşamaya devam etmek olduğunu iddia etse de tabi ki durum böyle değil. Kanako hastaneden kaçırıldığında aslında sadece kutunun içinde bir kafa şeklindeymiş. İlk kaçırmaya çalışan asistan olsa da Amemiya onu öldürüp kutuyu alıp kaçıyor. Kubo tesadüfen trende Amemiya ile karşılaşıyor ve kutunun içinden ses geldiğini duyuyor. Amemiya da Kubo’ya ‘Duydun değil mi?’ diyerek kutuyu açıp Kanako’nun kafasını gösteriyor. Kanako sağa sola bakıp ‘Ha’ diyebiliyor sadece. Kızları Kubo’nun öldürdüğü anlaşılsa da kısa süre içinde Kubo’nun da uzuvları bir yerlerde bulunuyor. Meğer zaten psikolojik olarak sağlıklı olmayan Kubo kendisine aynı şekilde kutunun içinde bir kız istiyor. O nedenle babasının tarikatına üye ailelerin kızlarından öldürüp aynısını yapmaya çalışıyor. Bakıyor ki olmuyor, bir türlü başaramıyor, Mimasaka’nın yanına gidip ben yapamadım sen beni bu hale getir diyor. Mimasaka da uzuvlarını kesip beynini koyuyor bir kutunun içine. Sonradan Kubo’nun sesini duyuyoruz ‘Hayır, benim istediğim bu değil!’ diye. Sivilce konusuna gelecek olursak Kanako’yu raylara iten aslında Yoriko. Ağladığı ve son olarak da boynunda sivilce gördüğü Kanako, zihnindeki kusursuz Kanako imajını alt üst ettiği için öyle itiveriyor kızı raylara. Kubo'nun da eldiven takmasının nedeniyle ilgili sonradan ortaya çıkan bir şeyler var. Gerçekten burada kısa bir yazıyla anlatılamayacak kadar çok karmaşık bir olay örgüsü söz konusu. O nedenle en iyisi oturup izleyin. :) ## Mouretsu Pirates - Abyss of Hyperspace https://elokis.com/mouretsu-pirates-abyss-of-hyperspace — 2016-08-16 Mouretsu Pirates: Abyss of Hyperspace için Moretsu Pirates anime serisinin ardından 2014’te gelen filmi diyebiliriz. Ortalama 90 dakikada Marika ve diğerleri hiper mekan dalış uzmanı, yeni rotalar bulmuş Mugen Hakase’nin oğlu Mugen Kanata’yla bir maceraya atılıyorlar. Mugen Kanata küçüklüğünden beri hep uzay gemisinde yaşayıp babasıyla dalışlar yapıyor. Mugen Kanata olarak değil de, Mugen Hakase’nin oğlu olarak tanınmak, her şeye başkalarının karar vermesi gibi düşüncelerle sonunda babasının uzay gemisinden uzaklaşıp okula başlıyor. Kısa bir süre sonra babasının ölüm haberi geliyor, cenazeden sonra babasının gönderdiği bir zarf ulaşıyor eline. Paketin içinden katlanınca bir tür tablet gibi görünen robot papağan Flint ve VIP yolculuk kartı çıkıyor. Sakin bir hayat isteyen Kanata kendini garip adamlardan kaçarken buluyor. Kaçmak için bindiği gemide asıl amaçları Mugen Kanata’yı kaçırmak olan Mariko ile karşılaşıp köşeye sıkıştığını görünce onlarla kaçıyor. Daha sonra öğreniyor ki, babası Marika’ya daha doğrusu Marika’nın babasına bir görev vermiş: Kanata’nın geleceğine karar vermesinde ona yardım etmek. Mariko’nun babası ölünce de görev Marika’ya kalıyor. Kanata bunun için de isyan ediyor başkaları karar veriyor diye ama Marika’nın sözlerine de güveniyor. Koşuşturmacaların ve Flint’in bulmacasının ardından Mugen Hakase’nin gemisine ulaşıp orada özellikle hiper mekan dalışları için yaptığı ve Kanata’ya bıraktığı son gemi Advaseele’yi buluyorlar. Babasının hayali olan alt mekanın sonunda hangi rengin olduğu sorusunun cevabını bu gemiyle Kanata buluyor. X noktasına geldikten sonra Marika’dan aldığı cesaretle Advaseele’nin Flint sistemini aktive ederek bu noktayı da geçip alt mekanların en derinliklerine kadar iniyor. Mariko ve Grunhilde’nin yardımlarıyla Mugen Kanata oradan çıkmayı başarıyor. Son olarak bu dalıştan bir sürü veri elde ediliyor. Gelecek için inanılmaz bir gelişme vs. Mugen Kanata ise geleceğine kendisi karar vermek için yolculuğa çıkacağını söyleyerek ortadan kayboluyor. ## Mouretsu Pirates https://elokis.com/mouretsu-pirates — 2016-08-16 Mouretsu Pirates, diğer adıyla Minisuka (Mini Etek) Pirates oldukça uzak bir gelecekte uzay çağını yaşayan bir anime. Ortalama 24 dakikalık 26 bölümden oluşuyor. Yuichi Sasamoto’nun yazdığı romandan uyarlanarak 2012’de yayınlanıyor. Açılış ve kapanış müzikleri Momoiro Clover Z’ye ait. Anime bu ya uzayda da korsanlar var, hem de sertifikalı. Kahramanımız Katou Marika kız lisesi öğrencisi. Okulun uzay yat kulübüne üye, annesiyle birlikte yaşıyor; ancak ona hep adıyla sesleniyor Ririkasan diye. Açıkçası önce ‘Ne yani annesi değil de, bir akrabası veya babasının tanıdığı/arkadaşı da ona mı emanet etti.’ diye düşündüm; ama sonradan öğreniyoruz ki kadın süper ötesi olduğundan ve Marika da kendini eksik hissettiğinden öyle söylüyormuş gibi gibi. Marika bir gün öğreniyor ki; savaş döneminden kalma uzay korsanları hala var. Babası o korsan gemilerinden biri olan Bentenmaru’nun kaptanıymış ve ölmüş. Şimdi de kaptanlığı devralması isteniyor kendisinden. Bir anda hayatının yönü tamamen değişmek üzere olan Marika’ya annesi başta olmak üzere, aynı şekilde başka bir korsan gemisinin varisi Kurihara Chiaki, gemi personeli ve yat kulübünden arkadaşları yardım ediyor. Sonuç olarak Marika kaptanlığı kabul ediyor etmesine ama başına gelmeyen de kalmıyor. Öncelikli olarak sertifikanın devam etmesi için gereken bürokratik işler, uzay gemisi kaptanlığı stajı ve sonrasında sertifikanın devam etmesi için yapılan işler, part-time çalıştığı kafe, yat kulübü ve okul dersleri derken hiçbir şeye yetişemez hale geliyor. Ama önünde Ririkasan var, hepsine yetişmeli, hepsini birden yapmalı. İçine girdikçe öğreniyor ki, uzay korsanları artık sadece sigorta şirketinin ayarladığı işleri yapıyor ve en çok gelen iş de yolcu gemilerine yalandan baskın düzenleyip bir nevi soygun gösteri düzenlemek. Gemi personeli ve hatta konuklar dahi aslında olaydan haberdar ve çok da eğleniyorlar. Tamam uzay, korsanlar vs. bir hayli hareketli; ama oradaki olağanın dışında da bir şeyler olmalı değil mi ama? O nedenle maceralar birbirini izliyor. Başka bir galaksiden gelen bilinmeyen yeni bir gemi, korsan gemilerini hedef almaya başlayınca işlerin rengi değişiyor. Alarm veriliyor, Katou Marika bütün korsanları topluyor ve planlar yapılıyor. Sonuçta düşman gemileri yok ediliyor; ancak gemilerin kaptanının esasen istediği şey edindiği veriler ve onları alarak gidiyor. Kendi adlarına başarılı oluyorlar ve uzay korsanları yeni bir çağa adım atıyor. ## Kur’an, İncil ve Tevrat’ın Sümer’deki Kökeni – Muazzez İlmiye Çığ https://elokis.com/kuran-incil-tevratin-sumerdeki-kokeni-muazzez-ilmiye-cig — 2016-07-12 Kur'an, İncil ve Tevrat'ın Sümer'deki Kökeni ilk olarak 1995 yılında basılmış, bendeki Kaynak Yayınları’ndan 2015 yılında çıkan genişletilmiş 40. baskısı. Kitap 132 sayfadan oluşuyor, sonuna çivi yazılı tabletlerin fotoğrafları konulmuş. Muazzez İlmiye Çığ çiviyazılı bilimler alanını açan Atatürk’le başlamış çalışmasına. Sümer kültüründen Tevrat ve İncil’e geçen konularla ilgili yabancı kaynaklar olmasına karşın, bu konuda Türkçe bir kaynak bulunmadığı; hatta Sümer kültürünün Kur’an’a etkileriyle ilgili ise daha önce hiç çalışma yapışmamış olduğunu belirterek bu eksikliği gidermek için bu çalışmayı yapmış. Kitap Sümerliler’in birçok açıdan gelişmiş ve öncülük eden bir millet olduğunun yanı sıra Sümer dini hakkında kısaca bilgi veriyor. Ardından Tanrı’nın yaratıcı ve yok edici gücü, Tanrı korkusu, yargılaması, dürüst olmak, büyük ve küçüklere saygı, sosyal adalet, temizlik gibi konuların Sümer dini ile tek tanrılı dinlerde ortak olduğundan bahsediyor. Bundan başka ele alınan konulardan bazıları; baş örtme, yaratılış, Adem’in cennetten kovulması, Nuh tufanı, Hz. Eyüp’ün hikayesi, Kur’an’daki Harut-Marut Melekleri ve şeytan taşlama, İncil’de İsa’nın rüzgarın kanadını tutması ve Lut kavmiyle ilgili anlatılanlar. Kitapta bu konuların ve daha fazlasının tek tanrılı din kitaplarında ve Sümer tabletlerinde benzeyen yönleri belgelerle açıklanıyor. Dipnotlar her bölüm için ayrı ayrı numaralanmış ve sayfa altında bulunuyor. Şahsi olarak bu tarzı seviyorum. Genellikle kucağımda sevilmek için kafasını elime sürten bir kediyle kitap okuduğum için diğer türlü kitabın bir sonuna, bir okuduğum yere geçmek oldukça zor oluyor. Yazı içinde sırasız şekilde referans gösterilen bir dipnotu bulamamıştım. Editorlerin dalgınlık anlarına geldiği açık. Mitolojiyle arası olanlar zaten konuya yabancı değildir, derin bilgi sahibi olmasanız da mitolojik öykülerde anlatılanlarla çeşitli dinlerin benzer yanlarını görebilirsiniz. Ben tarih kitapları da mitoloji kitapları da okumayı severim ve ( Şu an da kucağıma kedilerden biri zıpladı. Tek elle yazma çabası içindeyim.) bu gibi benzerlikler hali hazırda düşündüğüm bir şey. O nedenle kitap fuarında dolaşırken bu kitabın afişini görüp Kaynak Yayınları’nın standına gittim ve afişi göstererek “Ben bunu istiyorum.” dedim. Bazı hikayelerin bağlantısını biraz zorlama bulabilirsiniz ve fakat benim genel olarak iyi ki almışım dediğim bir kitap. Son olarak kitapta belki de en çok referans gösterilen kitap Samuel Noah Kramer'in Tarih Sümer'de Başlar adlı eseri. Bende merak uyandırdı doğrusu. Konuyla ilgilenenlere tavsiye edilir. ## Mou Hitotsu No Mirai Wo https://elokis.com/mou-hitotsu-no-mirai-wo — 2016-07-12 Mou Hitotsu no Mirai wo ortalama 7 dakikalık 3 bölümden oluşan mini anime serisi diyebiliriz. Gelecekle iletişim kurmaya çalışan gizli bir araştırma grubundan minik görüntüler. Gelecekle iletişim kurmak için bir cep telefonu yapan bu grup bir yandan buluşu yaygın hale getirebilmenin yollarını ararken, diğer yandan da gizlilik ve sponsorluk gibi oldukça sıkıcı ama gerçekçi yönleri de ele almış Moonlight Mile’de olduğu gibi. İki prototip cep telefonu gelecekle iletişim kurmak için kullanılıyor. Sadece deneme amaçlı arama yapan Kido, gelecekteki arkadaşından 2 gün önce öldüğüyle ilgili haberler olduğunu öğreniyor. Hemen o an tesiste bir patlama oluyor ve ciddi bir kaza atlatıyorlar. Ancak patlamanın asıl nedeninin kundaklama olduğu ve birilerinin diğer telefonu çaldığı ortaya çıkıyor. Suçluyu bulmak için yine gelecekle iletişime geçiliyor ve bir şirketin haberleriyle karşılaşılıyor. Aynı anda suçlular Kido’ya ulaşıp onu yanlarına istiyorlar. Diğer taraftan da iletişim gerçekleştirmeyi başaranlardan biri olan Mizue işin etik boyutuna da değiniyor: Tek taraflı iletişim kurmak haksızlık değil mi? Kido suçluların yakalanması için görüşmeyi kabul etmişken hiç beklemedikleri bir şey oluyor ve Kido’nun annesi gelecekten onları arıyor. Böylece Mizue’nin etik sıkıntısı da ortadan kalkmış oluyor; ancak gizli kalması gereken bir proje bu kadar açığa çıktığı için hükümet durdurma kararı alıyor. Telefonlar kullanıcıları Kido ve Mizue tarafından özel bir kapsülün içine yerleştirilerek proje gelecek kuşaklara emanet edilmiş oluyor. Sonuç olarak bu kadar kısa bir seri için çok fazla şey bile anlatılıyor. Karakterler bana Higashi no Eden karakterlerini anımsattı. Favori animelerimden birini hatırlattığı için mi acaba hoşuma gitti? ## Moshidora https://elokis.com/moshidora — 2016-07-04 Moshidora lise öğrencisi bir kızın Peter Drucker'in Management kitabını okul beysbol takımına uyarlarsa neler olacağınız anlatıyor. Beysbol, dram ve kıyısında köşesinde aşk meşk olmayan bir anime. Aslı Natsumi Iwasaki’nin 2009 yılında yazdığı romana dayanıyor. 2011 yılında da 25 dakikalık 10 bölümden oluşan bir anime serisine dönüştürülüyor. Kahramanımız Kawashima Minami beysbolla büyümüş bir çocuk. Eğer erkek olsaymış babası profesyonel beysbol oyuncusu olması için yetiştirecekmiş; ancak kız olarak da elinden geleni yapmış, her şeye rağmen babası ona ‘Evet, çalışırsan profesyonel bir oyuncu olabilirsin.’ demiş ve Minami buna canıgönülden inanmış. Gelin görün ki gerçekler böyle değil. Bir süre sonra birlikte maç yaptığı erkeklerin hepsi boy atıp kuvvetlenince gerçekle yüzleşmek zorunda kalarak beysboldan nefret etmeye başlamış. Bu arada en yakın arkadaşı Yuuki. Sağlığı zayıf bir kızcağız. Küçüklükten beri sık sık hastanelerde yaşıyor desek yeri. Bu hastalıklı hayatında arkadaşı Minami’nin çok kritik bir anda yaptığı atış sırasında içine dolan duygular onu öylesine mutlu etmiş ki, bu duyguları tekrar yaşayabilmek için kısmen de olsa okula gelebildiği lisede beysbol takımının menajeri olmuş. Yuuki tekrar hastaneye yatınca Minami onu mutlu etmek için Yuuki dönene kadar işini devralmaya karar veriyor. Kitapçıya gidip bu işle ilgili bir kitap almak istiyor; ama gerçekten hiçbir şey bilmez halde bakınırken yardım önerisinde bulunan görevliye menajerlikle (Japonca Ma-nee-caa), yönetimle (Japonca Ma-ne-ce-men-to) ilgili bir şeyler aradığını söyleyince görevli kız ona Peter Drucker’in ‘Management’ kitabını öneriyor. Yuuki’yi ziyaret edip muhteşem haberi verirken kitabı gören Yuuki, bunun iş dünyasıyla ilgili olduğunu söyleyip gülüyor; ama Minami kitabı geri de götüremediğinden zorla okumaya çalışıyor. Bir lise öğrencisine göre zor bir dili olan kitabı anlamaya çalışırken ‘Neden burada yazanları beysbol takımına da uygulamayayım ki?’ düşüncesiyle sıvıyor kolları. Kitaptan öğrendiklerini adım adım uygulamaya çalışarak çok kötü durumda olan beysbol takımını Ulusal Yaz Turnuvası’na katılabilme noktasına getirmek üzereyken Yuuki’nin kaybı herkesi sarsıyor. İsyan bayrağını çeken Minami’ye Yuuki’nin annesinin sözleri tokat gibi çarpıyor. Meğer Yuuki hastaneye yattığında 3 ay ömür biçmiş doktor; ama Yuuki herkesin sayesinde neredeyse 1 yıl yaşamayı başarmış (Bu bölüm duygusallara ağlama garantili). Bu halde final maçına çıkan takım yine de başarıya ulaşıp Yuuki için ulaşmak istedikleri hedefe ulaşıyorlar.